“Bu kitap herkes için yazılmadı. Farkındalığın ne kadar önemli olduğunu, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, doğduğumuz andan itibaren olmamız gerekenden uzaklaştırılarak prototip bir toplum yaratığına dönüştürülmek için işkencelere mağruz kaldığımızı, bu insansı hayvanın ‘kişi’ olabilmek için varlığı adına yapması gereken en önemli şeyin, kendini gündelik yaşamdan koruyarak bireyselliğini keşfetmesi gerektiğini, kutsal ‘merak’ımızın kendi potansiyelimizin dışında her yere yöneltilerek zehirlendiğini, asıl değerli olanın bizim için önemsizleştirilmeye çalışıldığını fark etmiş ya da fark etmeye hazır herkes için yazıldı, gerisiyse hikaye.”

Azra Kohen’in sanat, edebiyat, psikoloji, bilim, metafizik ve farkındalık yüklü üç kitaplık serisinin ilk kitabı Fi, bu uyarı ile başlıyor. Hemen akabinde üç kitap boyunca bize eşlik edecek, her biri ayrı bir kitap olmaya aday karakterlerimizi tanıtıyor. Bunu iyiki de yapıyor çünkü, maraton çok uzun ve bazen kim kimdi gibi bir karmaşaya düşülebilir.

“Hayat sadece bir an. Ya efendisi olursun ya da kölesi.”

84caad8b-7344-49e8-bccc-f5c28db29a2b

Kitaplarla ilgili yorumuma geçmeden önce şunu belirmeliyim ki bu kitapta yer alan hiçbir simge boşuna kullanılmamış. Hepsinin bir görevi var. Tıpkı her birimizin bu evrende bir görevimizin olduğu gibi. Kapak tasarımlarından, kitapların isimlerine, hikayenin akışında anlatılan olaylara kadar hepsi bize kendimizi keşfetme yolculuğunda eşlik edecek ipuçları aslında. Kitap, daha ilk sayfasında sizi etkisi altına alıyor ve ne kadar çok emek harcandığını size hissettiriyor.

“Doğruyu bilmek adına deneyimi feda etmek… Bilgi, korkak beyinlerde deneyimi öldüren bir zehir gibi yayılır, eğer sürekli bilgiye dayalı hareket etmeye önem verirsen asla özgürleşemezsin, özgürleşemezsen deneyimleyemezsin, deneyimleyemezsen değişemezsin, değişemezsen asla senleşemezsin.”

Ünlü psikiyatrist Can Manay Fi yani altın orana takıntı derecesinde bağlı bir adamdır. Etrafındaki her şeyde Fi oranını arar. Tesadüf eseri tanıştığı yetenekli dansçı Duru ise bu oran sayesinde onu çok etkiler. Ancak bir sorun vardır: Duru nişanlıdır ve Can’dan ölesiye nefret eder!

İlk başta hikaye Can Manay’ın etrafında şekilleniyor gibi görünse de pekçok karakter ve onların hayatları kendine yer buluyor satırlarda. Şöförü Ali, öğrencisi Bilge, Bilge’nin otistik ve matematik dehası ağabeyi Doğru, Mentoru Eti, asistanı Kaya, geçmişine ait sırları gün yüzüne çıkartmaya yemin etmiş genç gazeteci Özge, medya patronu Sadık, Duru ve nişanlısı müzik öğretmeni Deniz, Deniz’in her türlü yaylı çalgıyı çalabilen yetenekli öğrencisi Ada ve Göksel. Her birinin hayatı ayrı bir kitabın konusu olabilir bana kalırsa. Ama kitapta hepsinin farkındalık yolculuğu bize ilham aşılıyor adeta.

0836159e-2098-48f2-b236-7b960eacc36c

İlk kitap olan Fi, oldukça hızlı ilerliyor; aslında bu kitabı karakterleri tanıma ve buzdağının görünen yüzü olarak nitelendirebiliriz. Çi, çok daha durağan ve sakin ilerliyor. İnsanların bencilce istekleri için başka insanların hayatlarını düşünmeden nasıl kararttıklarına şahit oluyorsunuz. Yazarın da dile getirdiği gibi Fi ve Çi aslında Pi’de dile getirilmek istenenlere zemin hazırlıyor. İlk iki kitapta satır aralarına saklanmış farkındalık dolu bilgiler Pi’de adeta oluk oluk akıyor.

“Aşka vurulan darbe, balta gibi inip ilişkiyi kesmez, tohum gibi ekilip zamanı geldiğinde ilişkinin tüm pürüzsüzlüğünü bozacak şekilde yırtıp çıkardı yüzeyi.”

Ben bu seriye ilk başladığımda okuyan arkadaşlarım “esas kitap Pi, okuyunca sen de anlıcaksın!” demişlerdi. Sayfaları çevirirken merak ögesi o kadar üst düzeydeydi ki ne zaman bundan daha fazlası olamaz desem daha fazlası beni karşıladı. Son kitaba başladığımda beni büyük bir gizem bekliyordu ama ben hala fazla abartıldığını düşünüyordum. Kitabı okurken yazarın sabrına, bekleyişine hayran kaldım. Anlatmak istediklerinin okuyucularına iletilebilmesi için sabırla bekleyip uygun emini oluşturmak, bu sabrı gösterebilmek gerçekten takdire şayan.

d65580df-1c30-4945-aeb7-568466add13c

Kitabın yazım dili oldukça yalın, gereksiz sözcüklerden ve detaylardan uzak, rahat okunabilir bir dili var. Son kitapta metafizik ve sağlık hakkında bilimsel açıklamaların yapıldığı sayfalar daha önce bu konuları merak etmemiş kişilere bir parça ağır gelebilir diye düşünüyorum. Ancak bu detaylar, kulağa su kaçırıp sizi araştırmaya sevk edecek cinsten. Zaten yazarın özde yapmak istediği de bu! Kitabın finaliyle ilgili yazarın “Bu hikaye burada bitecek ve sen başlayacaksın!” cümlesi de çok manidar. Çünkü seri bittiğinde gerçekten dünyaya ve kendinize bakış açınız değişiyor. Üstelik bu manipülasyon ya da kalıp bilgi yüklemesiyle değil sizin keşfetmenizle oluyor.

“Büyüdükçe artık bedenimizin değil, ruhumuzun acıdığı şeyler yaşamaya başlarız. Benim başıma neden bu geldi derken bulursun kendini ama nasıl bu darbeler olmasa elimizdeki heykelcikler ortaya çıkmazsa, hayatın ruhumuza yaşattığı acılar olmasa da biz, biz olamayız, olgunlaşamayız. Çünkü acı hisseden kişiden bir şey doğar: intikam ya da anlayış. Seçim bizim. Kendine acıyanlar intikamı seçerler ve sonunda intikamını almaya çalıştıkları şeye dönüşürler. haksızlığa uğradığı için intikam peşinde koşan biri haksızlığa uğratır. Anlamayı seçenlerse olgunlaşırlar. Bırakın hayat sizinle uğraşsın, acıtsın. İntikama düşmeyin, anlayın, anlayın ki öğretsin, değiştirsin. Bırakın hayat sizi kendinizle tanıştırsın.”

Kitap, okuyucuları tarafından çok beğenilen bir kitaptı ama bazı okuyucular cinsellikle ilgili detayların fazla olduğunu dile getirmişlerdi. Evet, kitabın bazı bölümlerinde bu konu detaylı ele alınmış ama bu detaylar işlenmeseydi karakterler eksik kalırdı diye düşünüyorum. Hikayesini ve bu detayı görmezden gelerek yazarın bize esas vermek istediklerine odaklanırsanız keyifle okuyacağınız bir seri sizi bekliyor diyebilirim.

e1dae8f3-5183-483d-b5d8-5dfe5ddcb02c

Son olarak iki minik eleştirim olucak. Bu seri 2013 yılında ilk baskısını yaptığından beri çok satan kitaplar arasında ve Destek Yayınevi bandrolüyle raflarda yerini alıyor. Benim elimdeki baskılar 122, 134 ve 150. baskılar. Bu kadar çok satılmış bir kitapta ben harf hataları görmek istmezdim açıkçası. Bir-iki hatada, ilk baskılarda topu dizgiye atabiliriz ama yüzlerce baskı yapmış kitaplarda bu hataların artık olmaması gerekiyor diye düşünüyorum. Bir de hikayenin finali bana çok aceleyle yazılmış gibi geldi. Bazı karakterlerin akıbeti belirsiz kalmış, yazar yorumu bize mi bırakmak istedi acaba; orası tam bir muamma 🙂

“İnsanın kendine gelmesi bir yolculuktu, çıkmaz sokakların tuzağında, kayboluşların yamacında doğruda durursan kısa, kısa yolu seçmeye kalkarsan upuzun bir yoldu bu.”

Tüm bunlara rağmen severek okuduğum ve kişisel gelişimime çok katkısı olduğunu düşündüğüm bu kitabı hala okumadıysanız en kısa zamanda şans vermenizi tavsiye ediyorum. Zira yazarın bir ütopyada geçen yeni kitabı Aeden raflarda yerini almaya başladı.