Bazen bir çok sıfat bizi öylesine ele geçiriyor ki asıl önem vermemiz gereken, öncelik sırasında daha üstte olması gerekenleri aşağıya indiriveriyoruz. Birinin eşi, annesi, kızı, çalışanı olmak bize “beni” unutturuyor çoğu zaman… Hayat karşısında öyle dik durmaya çalışıyoruz ki kadınlığımıza dair bir çok şey cinsiyetsizleşiyor. Nazik yanımızı, üreten yanımızı, alan kabul eden yanımızı unutuyoruz. Hep verici olmaya çabalıyoruz. Bu çaba sağ haliyle bile bizi yorarken üstüne verdikçe de tükeniyoruz. Tükenmişlik sendromu populer bir psikolojik terimden öteye geçiyor ve hazin bir şekilde tüm hücrelerimizde hissettiğimiz depresif bir duruma geçiyor.

IMG_5855

Böyle anların sayısı modern hayat dinamiği içerisinde öyle kaçınılmaz ki çoğu zaman aklımıza sakınmak bile gelmiyor. Fakat! Bazen öyle bir an geliyor ki o yanında olmaya çalıştığınız kişiler, statünüzü korumaya çalıştığınız durumlar da bile olmaya çalıştığınız kişi haline gelemez oluyorsunuz. İş’te performansınız düşüyor, evde “anne anne” diye sürekli sizi isteyen canparenize yorgun hissettiğiniz için yeteri kadar zaman ve enerji harcayamıyor, eşinizle iki kelam edecek zamanı kendinize çok görüyorsunuz. Bu zorakilik içerisinde asıl ilk yetmeniz gerekenin çevreniz değil kendiniz olduğunu unutuyorsunuz. Kendinize yetin, kendinizi besleyin sevin ki içinizdeki bu sevgi çevrenizdeki herkese yansısın, onları da besleyebilsin.

Ne şanslıyım ki ben bu girdabın içinde kaybolmaya başladığımı farkedebildim. Sözüm rutin hayata değil, yanlış anlaşılmasın, rutin hayatımızın beslememiz gereken sağlıklı bir yönü, yeter ki bu rutin içinde ruh ve beden sağlığımızı korumak için kendimize zaman ayırmak da bir rutin haline gelsin.

Evet, “farkındalık” Tam da birşeylerin eksik olduğunu, tükendiğimi fark ettiğim sırada uzun süredir takip ettiğim ve ortak noktalarımızı keşfederek arkadaş olduğum sevgili Gizem’in (Gizem Onay Collet) Yediburunlar Lighthouse’da düzenleyeceği Yoga ve Şifa Kampı karşıma çıktı. Bu işareti reddedemeyerek ve büyük bir bencillik yaptığımı zannederek eşimden Temmuz ayındaki doğum günüm için bu 5 günü bana hediye etmesini istedim. Herkesten ve her şeyden uzak geçireceğim 5 gün.

IMG_5872

Tüm hislerimi, kampın bana öğrettiklerini, yaşadığım duygu birikimlerini, boşalmalarını, manzarayı, dostluğu tarif edebilmem münkün değil. Belki de mümkün ama tek bir yazı yeterli değil. Tek ihtiyacım uyku zannederken kampta günde 3-4 saatten fazla uyumamış olmam, vücudumun bile uyanık kalarak bu keyif dolu zamandan alabildiğim kadar çok almaya çalışması bile belki bir parça ne kadar “kaliteli” bir zaman geçirdiğimi size anlatır.

İlk gittiğim gün manzarayı ve derinliği algılayamayacak kadar kısırlaşmış gözlerimi ve algımı açmak için saatlerce manzaranın karşısında kaldım. Manzarayı fotoğraflamak veya selfielemek yerine her anını beynime kazıdım. E tabi ki bir iki fotoğraf çektim 🙂 ama derdim instagram kareleri değil güzel hatıralardı bu defa.

Her sabah düzenli yoga yapmak, yeni ay dönümünde ruhları farkındalıkla dolu on kadınla çember olup yargılamadan yargılanmadan ifade bulmak, menstrüasyonal döngülerimle herhangi bir sıkıntım yok ama eğitimde alıveriyim ne olacak derken, kadınlığım, dişiliğim ve benliğimle ilgili onca güzel ve şaşırtıcı şey öğrenmek, hem önlem hem de çözümler duymak, şifanın doğada ve içimizde olduğunu bir kez daha hatırlamak… her biri o kadar iyi geldi ki…

Eve döndüğümde bu yaptığımın bencillikten öte bir ihtiyaç olduğunun, yolun, yolculuğun ve Yediburunlar’da geçirdiğim zamanın ben ve ailemin için ne kadar da “gerekli” olduğunu anlamıştım. Ben dünyam’dan beş gün uzaklaştım diye dünyam yıkılmadı aksine ben daha aydınlık ve daha farkında bir şekilde dünyama geri döndüm. Bir kamp, bir kurs, bir yolculuk, bir kahve kaçamağı… ne olursa olsun insan kendine zaman ayırmayı unutmamalı.

Herşey “denge”de olduğumuz sürece var.

Namaste

IMG_5784

*Bu kampın ve eğitimin yaratıcısı Sevgili Gizem’e (ig: @gizemonaycollet) , kampın tıkırında yürümesi ve minicik yüreğiyle verdiği büyük desteği ile Sevgili Buse’ye, kamp süresince kırk yıllık dostlarımız gibi ev sahipliği yapan Özgür’e ve Fethiye doğasına, yemekleriyle hem gözümüzü hem midemizi şenlediren Yeşim ablaya, minik yürekleriyle çocuk sevgimi ve gelecek ümidimi pekiştiren Eylem, Rana ve Ayşenur’a, dostluklarıyla tatili keyifli kılan Emre, Özge,Onur ve yine Buse ile Özgür’e :), ruhlarıyla bu kampı harika bir yere taşıyan kamp katılımcısı on amazon kadına tek tek, bol bol teşekkürler.

Ve en önemlisi bu zamanı bana tanıyan eşim, kızım ve annem’e.. 💙