Sanırım herşeyin bir zamanı var. Benim için de “Ye Dua et ve Sev” izlemenin zamanı şimdiymiş.

2010 yılında filmi çevrildiğinde içinde Italya, şarap, meditasyon… vb ile birlikte Julia Roberts olunca izlemek için müthiş bir istek duymama rağmen önce kitabı okumak istemiştim. Kapağında Julia ve çirkin ama cazibeli adam Javier’in -bu tabir benim lügatımda büyük iltifattır, Javier sevenler hiç alınmasın- fotoğrafını görür görmez kendime bir kopya satın aldım. Ama o kadar klişe o kadar eksik o kadar okuması zor geldi ki anlatmam mümkün değil. Kitap elimde dolandı durdu, çantamda helak oldu. En sonunda dayanamayıp o halde filme gideyim de bu sürünceme bitsin dedim ve sinemanın yolunu tuttum. Nasıl denk geldiyse romantik bir çift arkadaşım ve ben “yalnız” birlikte filme gittik. İnanın sonunu dar ettim. Yine her sahneyi klişe olmakla suçlayıp bir türlü kendimi filme veremiyordum.

EAT PRAY LOVE

Ancak bu akşam, yani filmi izleyip kitabı okuyamamamdan sonra geçen altı yıldan sonraki bu akşam… Mavi’yle oynarken annemin değiştirdiği kanallardan birinde muhteşem Julia Roberts’i (bayılıyorum bu kadına!) Italya sokaklarında muhteşem yemekleri tadıp şarabını yudumlarken gördüm. Kalsın dedim anneme. Bi yandan Mavi’yi oyalayıp salonun içinde koşturup atçılık, yakalamaç, kaykay… vb. Oyunları tamamlarken bir yandan da Julia ile beraber İtalya sokaklarında yürüdüm, şarap içtim, yemek yedim, enfes latteleri tattım… Ardından Bali’ye gidip gülme meditasyonu yaptım! “Böbreklerimle bile gülümsedim.” Her ne kadar filmin son sahnelerinde göz yaşlarımı tutamasam da içime sıcacık bi mutluluk işledi.

kinogallery-com_ea-pray_love_shot_26

Dedim ki her şeyin bir zamanı var! Gerçek anlamda, her şey için “doğru” bir zaman var.

Hiçbir şey ne erken ne de geç size istediğiniz tadı veremez.

Şimdi film bitti, Mavi’yi uyuttum ve bu hisler kaybolmadan satırlara dökmek istedim. Aynı hissi farklı film veya kitaplarla yaşayanlarınız vardır eminim, duymak isterim..

Attraversiamo..