Büyük gün geldi, her yer ışıl ışıl, hepimizde bir heyecan, bir telaş aldı başını gidiyor. Hediyeler paketlendi, sofralar hazırlanıyor. Büyük geceye 7’den 70’e hepimiz büyük bir heyecanla hazırlanıyoruz. Tabii sadece soframızı ya da dış görünüşümüzü değil yeni yıla ruhumuzu da süsleyerek hatta sadeleştirerek girmek lazım. Bu sebeple bugünü yılın envanterini yaparak ve yeni yıla dair yeni umutlar biriktirerek değerlendiririm. Bu çalışmamı da son birkaç yıldır The Holiday / Tatil filmi ile taçlandırırım.

The Holiday, “Kadınlar Ne İster? ve Aşkta Her Şey Mümkün” gibi başarılı romantik komedi filmlerinin yönetmeni Nancy Meyers imzası taşıyor. Cameron Diaz, Jude Law, Kate Winslet, Jack Black gibi genç ve başarılı oyunculara usta aktör Eli Wallach eşlik ediyor. Film senaryosuyla olduğu kadar müzikleriyle de oldukça başarılı. Besteler, Hans Zimmer imzası taşıyor.

Iris Simpkins (Kate Winslet), Londra’da bir gazetede köşe yazarlığı yapan oldukça sıradan bir hayatı olan ve iş arkadaşı Jasper Bloom’a karşılıksız aşık olan bir kadındır. Jasper’ın bir gün kendisini seveceği umudunu içinde barındıran Iris’in dünyası tatil öncesi Jasper’ın iş arkadaşlarından biriyle nişan haberini öğrendiğinde alt üst olur.

Amanda Woods ise, Los Angeles’ta yaşayan film fragmanları yapan işi ve özel hayatını birbirinden ayırmayan bir kadındır. Sevgilisinin ihanetiyle onun da dünyası dağılır ve bir tatile çıkmak ister.

Evlerin takas usulü kiralandığı bir web sitesi üzerinden tanışan bu ikili yaşadıkları zor zamanlarda birbirlerine ilaç gibi gelirler. Hayatlarına biraz farklılık katmak için sadece evleri değil on beş günlüğüne tüm hayatlarını değiştirirler ve ikisi için de oldukça farklı bir deneyim olacaktır.

KATE WINSLET and JACK BLACK star as Iris and Miles THE HOLIDAY.

Filmi izlerken tüm hayatınızı on beş günlüğüne geride bırakıp başka bir ülkeye gitmek hatta başka bir hayata dahil olmak çok heyecan verici gözükse de kahramanlarımız için her şey o kadar da mükemmel gitmiyor. Özellikle Amanda için ilk günler oldukça sıkıcı ve zorlu geçiyor. Ta ki kapıyı Jude Law çalana kadar. Beklemediği anda karşısına çıkan bu yakışıklı Amanda’nın planlı ve takıntılı hayatını alt üst ederken kaşrısına çıkarttığı sürprizlerle onu daha cesur bir insan yapıyor.

“Filmlerde bir başrol oyuncusu vardır bir de yakın arkadaşı. Senin başrol oyuncusu olduğunu biliyorum Iris ama onun en yakın arkadaşı gibi davranıyorsun.

İnsan kendi hayatının başrol oyuncusu olmalı!”

Iris için işler Amanda kadar talihsiz olmasa da -neticede LA :)- önce Miles’ın dostluğu daha sonrasında da eski bir senarist olan Artur Abbott dostluğuyla yaralarını sararak oldukça verimli bir on beş gün geçiriyor. Bu değişiklik Iris’in olayları farklı gözle görmesini sağlarken film ve müzikle dolu dolu zaman geçirmesini sağlıyor. Bizim de izlerken ruhumuz doyuyor.

Filmde en sevdiğim karakter sanıyorum Iris idi. Özellikle filmin ikinci yarısında Miles ile yaptığı “seni anlıyorum!” temalı ve Miles’a elindeki içkiyi uzatarak “esas senin sert bir şeylere ihtiyacın var!” demesini sağlayan konuşması beni çok etkiledi.

“…saçlarını kaç kere kestirirsen kestir, kaç spor salonuna gidersen git, arkadaşların ile kaç bardak Chardonnay içersen iç, yine de her gece yatmadan önce tüm ayrıntıları gözden geçirip nerede hata yaptığını ya da nasıl yanlış anlayabildiğini merak ediyorsun. O kısacık sürede nasıl öyle mutlu olduğunu sandığını da. Bazen kendini değerini anlayıp geri döneceğine bile inandırıyorsun. sonrasında ise, tüm bunlar ne kadar sürerse sürsün sana değerli biri olduğunu yeniden hissettiren insanlar ile tanışıyor ve ruhundan ufak bir parça da olsa sonunda eski haline dönüyor. Boşa harcadığın yılların yavaş yavaş unutulmaya başlıyor.”

Film, mükemmel ve mutlaka izlenmesi gereken filmler kategorisinde olmasa da size çok keyifli bir iki saat yaşatacak kendi sıkıntılarınızla savaşma cesareti verebilecek belki biraz iç hesaplaşma yapmanızı sağlayacak bir film. Filmin geçtiği dönemin noel zamanı olması ve İngiltre’nin karla kaplı sokaklarında, tarihsel dokusunu korumuş evlerinde, Los Angeles’ın muhteşem manzarasında geçmesi keyfinizi arttırıyor. Miles karakterinin müzisyen olmasından dolayı filmde fazlasıyla nitelikli müziğin kullanılması ise cabası.

Yeni bir yıla merhaba derken güzel bir kahveyle belki sahlep ile izleyebileceğiniz güzel bir film arıyorsanız The Holiday tam sizlik derim.

Yeni yılda istediğiniz her şeyin gerçek olması dileğiyle, iyi seyirler 🙂