Talat Halman’ın “Bir sevgi çağrısıyla başlıyor, bir dokunaklı sonat gibi gelişiyor, bir çağın güçlü senfonisi olarak gelişiyor.” Şeklinde tanımladığı “Serenad” kitabı Livaneli kalemini anlamak ve özümsemek için bulunmaz bir nimet.
Livaneli, müziği başrole koyduğu bu eserinde zamana yenik düşmüş bir tarihsel insanlık suçunu gün yüzüne çıkarıyor: Struma!

Hikaye, İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler personeli olan Maya Duran’ın daha önceden aynı üniversitede öğretmenlik yapmış olan Maximilian Wagner’i karşılamasıyla başlıyor. Maya’nın sık sık yerine getirdiği bu görev oldukça garip istekleri olan profesörün gerçek hikayesini öğrendiğinde ilginç ve tehlikeli bir hal alıyor.

serenad4

Profesör, Maya’dan kendisini Şile’ye götürmesini ister. Mevsim kış olduğu için oldukça anlamsız görülen bu istek Maya tarafından yerine getirilir. Soğuk hava ve şiddetli rüzgara aldırmadan keman çalan profesör yaptığı Serenad ile Maya’yı hem şaşırtır hem de duygulandırır. Maya, profesörün yanına yaklaştığında onun donmak üzere olduğunu fark eder. Çalışmayan araba ve o tarihte sezonu olmadığı için ısıtma sistemi çalışmayan otel işleri daha da zorlaştırır. Profesörün hayatta kalması için tek çare Maya’nın elbiselerini çıkartarak kendi vücut ısısı ile onu ısıtmaya çalışmasıdır. Bu sırada Yaşlı profesörün ağzından sadece “stu.. stru.. struma” diye belirsiz sözler dökülür.

Bu görüntüyü yanlış anlayan şöför yüzünden üniversitedeki işi olumsuz yönde etkilenen Maya’nın tek sorunu bu da değildir. Artık peşlerinde MİT, Alman ve Fransız İstihbarat servisleri de vardır. Profesörün sayıkladığı kelimeyi ve profesörün hayatını araştıran Maya oldukça sınırlı bilgiye ulaşır. Profesör ile yüzleşmek için hastaneye gittiğinde doktor arkadaşından profesörün 6 aylık ömrünün kaldığını öğrenir. Profesör, tüm içtenliğiyle hikayesini Maya ile paylaşır.

serenad3

Profesör, Katolik kökenli bir aileye mensuptur ancak bir Yahudi kıza aşık olur. Bu aşk, çevresi tarafından tepkiyle karşılansa da evlilik ile sonuçlanır. Eşi, evlendikten sonra adını değiştirir ve başka bir şehirde yaşamaya başlarlar. Bu dönemde Hittler, Yahudi katliamlarına başlamıştır. Bundan kaçmak için türlü yollar aranır. O dönemde, Türkiye üniversite reformu yapmaktadır. Bu sebeple yurt dışındaki çeşitli meslek gruplarından öğretmen alımı yapmaktadır. Profesör ve eşi için Türkiye katliamlardan kurtuşun rotası olur. Ancak yola çıktıkları sırada Alman polisi profesörün eşini kaçırır ve profesör Türkiye’ye tek başına gelmek zorunda kalır. İstanbul’a gelir gelmez karısını yanına almanın yollarını araştırsa da çabaları hep engellerle karşılaşır.

Eşinin hamile olması ise bu zorlu bekleyişi daha sancılı kılar. Umutları yeşerten haber bir süre sonra gelir. Karısı Filistin’e gelen bir gemiyle Türkiye’ye gelebilecektir. Gemi, Şile açıklarına geldiğinde durdurulur. Gemiden kimsenin ayrılmasına izin verilmezken ne Türkiye ne de Filistin hükümetleri gemiyi sahiplenir. Tüm Dünya gözlerini ve kulaklarını kapatıp Struma’yı ve içindeki insanları kaderleriyle baş başa bırakırlar. Profesör, eşini görme umudu ile her gün Şile’ye giderek eşinden bir haber alabilmenin ya da yüzünü uzaktan da olsa görebilmenin umudunu taşır.  Karadeniz’de bekleyiş sürerken Rusya, denizaltı ile gemiyi batırır. Gözlerinin önünde patlayan gemiyi gören profesör, şoka girer ve tedavi için Amerika’ya gönderilir.

20160627_122646

Struma olayı İngiltre, Rusya, Almanya ve Türkiye için tarihlerindeki kara bir lekedir. Tek isteği karısının öldüğü yeri ziyaret ederek onun için bestelediği serenadı çalmak olan profesörün bu olayı irdelemesinden korkalar.

Maya yaşananlardan dolayı üniversitedeki işinden olurken hayatını da sorgulama sürecine girer. Profesör ise, tedavi için Amerika’ya dönmüştür. Bir gün Maya profesörden gizemli bir paket alır. Kemanı ve çevirisinin yapılması için bir kitap taslağı gönderilmiştir. Profesörün bu gizemli paketi Maya ve oğlunun hayatlarına yeni bir amaç kazandırır.

20160701_103226

Livaneli ile tanışmamı sağlayan bu kitabı gözyaşlarıyla okudum. Okurken yaşadığınız hayatı sorgulatan bir hikaye.  İnsanların iktidarlarını kaybetmemek için kendi türüne ne kadar acımasızca davranabildiğini gözler önüne seriyor.

Livaneli’nin müzisyen kimliğinin hikayeye işlediğini her sayfada hissedebiliyorsunuz. Beni en çok etkileyen ise, bugün bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken yakın tarihimizle ilgili bu kadar az şey biliyor olmamız. Livaneli’nin hazin bir hikaye aracılığı ile kulağımıza tarihsel gerçeklik kaçırdığı bu klasikleşmiş eserini çok seveceğinize eminim. Herkese keyifli okumalar 😉