“Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle;
Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın alır benden, söyle.” –Ömer Hayyam

Amin Maalouf Semerkant’a Hayyam’ın dizelerine davet ediyor. Hikaye, 11. Yüzyılda Hayyam’ın Semerkant’a gelişi ve kendini bir anda kadının karşısında bulması ile başlıyor. Ünü kendisinden önce gelmiştir bu topraklara seveni kadar sevmeyeni de olacaktır. Büyük Selçuklu Devleti’nin en şaşalı dönemlerine ve çöküşüne giden yola da yine birlikte çıkıyoruz, Hayyam’ın ve Amin Maalouf’un rehberliğinde.

Hayyam’ın kayıp Rubaileri’nin batmaz denen Titanik’e nasıl ulaştığı ise uzun ve ve meşakkatli bir yol. Hayyam dönemin bağımsız bilim adamlarındadır ve kader yolu Semerkant’ta önce Nizamül Mülk ile daha sonra da Cihan Hatun ile kesişir. Bu iki isim hiç kuşkusuz hayatının mihenk taşlarından biri olacaktır. Bir de konakladığı handa tanıştığı, zekasıyla kendisini etkileyen genç – Hasan Sabbah-

xwqz498006

Tek derdi rasathanesine kapanıp gözlem yapmak, şarabını içip rubailer kaleme almak olan Ömer bir anda kendisini siyasi oyunların ortasında bulacaktır. Üstelik bu oyunların içerisinde kalbinin sahibi Cihan Hatun da yer alır. Ömer, Cihan’a “gel gidelim buralardan!” dese de nasıl Ömer’in aklı fikri gökyüzündeyse Cihanınki de saraydadır. Bu iki zıt kutup birbirlerini öyle tamamlarlar ki gün gelip gitme vakti geldiğinde tek söz etmeden, bir bakışla anlaşırlar.

“Bizde erkekler savaşır,

ama onlara kiminle savaşacaklarını kadınlar söyler.”

Ömer’in hikayesi ne Semerkant’tan ne Hasan Sabbah’tan ne de Büyük Selçuklu Tarihi’nden ayrı düşünülebilir. Amin Maalouf hepsinden bir demet sunuyor okuyuculara. Ömer Hayyam’ı sadece Ömer olarak ve pek çok yönüyle tanıyorsunuz.

xwqz130467

Ömer Hayyam, dizelerini ve dönemin olaylarını not aldığı Rubaiyatı’nı katılmamak için büyük savaşlar verdiği Hasan Sabbah’a kaptırır. Yıl 1912’yi gösterdiğinde Rubailer batmaz denen, efsane gemi Titanik’te Atlantik Okyanus’unda seyahat etmektedir.

“Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:
Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.” –Ömer Hayyam

Anlatıcı, kuşaklar boyu süregelen bir Ömer Hayyam sevgisiyle yetişmiştir ve bu sevgi sadece ismini taşımakla kalmaz. Artık umut kesilen Rubailer onu Semerkant’a çeker, tıpkı bir zamanlar Ömer Hayyam’ı çektiği gibi. Bir nevi genç Ömer Hayyam’ın kaderini tekrar yaşar. Aşkı, mücadeleyi, doğunun bilgeliğini Semerkant’ta yaşar.

Bazı kitaplar vardır, az sayfada bize birden çok hikaye anlatır. Bittiğinde sizi araştırmaya sevk eder. Semerkant da işte böyle kitaplardan. Özellikle Hasan Sabbah’ın ve Alamut’un hikayesi sizi öyle etkileyecek ki hakkında çok daha fazlasını öğrenmek hatta gözlerinizle görmek isteyeceksiniz.