Hemen hemen söylemem gerekiyor ki, bence çok mu çok güzel bir kitap. Gerçekten çok sevdim, çok keyif alarak okudum. Öyle ki @kahvekadinkitap ’tan İdil’ in yılbaşı sürprizi sayesinde kendisiyle tanıştım ve ilk elime aldığımda kısa bir roman olduğunu düşündüm ancak her biri birbirinden orijinal öykülerle karşılaştım ve yine her birini çok mu çok beğenerek okudum.

Hani bazen insanın okuma modu kısa kısa bölümler veya benzer şekilde mini öykü ya da denemeler okumak şeklinde olur ya, benim de tam öyle bir hâletiruhiye içerisinde olduğum bir dönemde karşıma çıktı Özgürlük Şarkısı. Dolayısıyla bir kere sırf bu açıdan bir 10 puan verdim 🙂 Sonrasında ise hem yerel hem yabancı edebiyat eserlerinin tınılarını taşıması nedeniyle şaşırtarak beğenimi kazandı. Devamında ise birinde erkek, birinde kadın, birinde eşcinsel kimliklerin ağzından yazılmış olan birbirinden farklı hayatları sunmasıyla birden çok yazar okuyormuş hissi uyandırdı. Şahsi olarak en mutlu eden detay da öykülerin satır aralarında bize el eden melodileri bulmak oldu. Şahsen ben, bir kitap okurken içinde bir parçadan bahsedildiğinde hemen eş zamanlı olarak internetten onu bulup kendime arka fon müziği yaparak okumaya devam etmekten keyif alırım. Ve Ahmet Kırkavak da Özgürlük Şarkısı’nda tam da benim sevdiğim şekilde pek çok birbirinden güzel ve orijinal melodiyi tam adıyla yazmakla kalmamış, kitabın en arkasında da  çok güzel bir şarkı listesi sunmuş. Tek kelimeyle ‘bayıldım’. Böyle çapraz okumalı, birçok boyutlu medya eşleştirmelerine bayılıyorum. O yüzden yazarın böyle bir şey düşünmesine ve çok da güzel kurgulamasına çok sevindim.

Ayrıca şarkılara dair atıfların yanı sıra bir diğer dehşet sevdiğim bir detay olarak birçok sinema filmine ve diğer kitap ile öyküye de yer verilmesi süper keyifliydi. Öyle ki her birinin altı özenle çizildi ve okunacaklar ile izlenecekler listeme hemencecik ekleniverdi! 🙂 Kısacası sadece bir kitap okumakla kalmadım, onlarca kitap, film ve müzik parçasına ulaştım!

Dolayısıyla saydığım tüm bu nedenlerin paralelinde naçizane bir fikrimi de eklemek isterim. Her ne kadar pek fazla hoşlanmasak da artık kitaplar da bir pazarlama enstrümanı olarak kullanılıyor. Ancak duygusal anlamda bu durum ne kadar rahatsız edici bir nitelik taşıyor olsa da (yabancı film Oscar adaylıkları ile nasıl ki hiç bilmediğim kültürlerin filmleri ile tanışma şansımız oluyorsa) reklamı-tanıtımı yapılarak da birçok, belki de hiç haberimizin olamayacağı kitabı ve yazarı tanıyabiliyoruz. Diğer yandan, itiraf etmem gerekir ki geçmişte birkaç kez benim de yapmışlığım olduğu gibi, bazı kitapları kapaklarına aşık olarak alıyoruz. Bu iki nokta bağlamında; böylesi güzel bir yazım dili olan, böylesi keyifli öyküler barındıran, yukarıda saydığım böylesi orijinal anlatım detaylarına sahip, hele ki bir Türk yazarın kaleminden çıkan böylesi bir kitabın da çok daha fazla kişi tarafından okunması, bilinmesi temelinde keşke tanıtımı daha fazla yapılsa, en azından (öykülerin ve detayların orijinalliği kadar) daha yaratıcı bir kitap kapağı tasarımına sahip olsaydı diye düşünmedim değil. Bir grafik tasarımcı değilim ve tasarımcısından çok ama çok özür diliyorum. Benimki sadece, çağcıl bir olağan kitap okuyucusunun naçizane serzenişleri. O da beğendiği bir kitabın çok daha fazla dikkat çekip okunabilmesi arzusunu taşıyan serzenişleri, o kadar.

Sonuç olarak birbirinden farklı ancak çok keyifli bir şekilde an ve an birbirleriyle kesiştiklerine de şahit olduğumuz, yaşam ‘an’larını bize, kendine özgü tarzında melodilerle anlatan bir ‘öykü şarkısı’nı dilemek isterseniz kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Çünkü benim için çok orijinal ve keyifli bir okuma deneyimi oldu. Şiddetle öneririm! 🙂