“Öleceğimi öğrenince çok şaşırdım.” cümlesiyle sizi karşılayan, gazetelerin üçüncü sayfalarında yayımlanan birbirinden kötü haberleri biriktirdiği bir deftere sahip olan, sözcüklere çok hâkim bir kadının, Adalet’in,  hayatını kendince sorgularken hem içsel hem de gerçek yolculuğunu anlatan bir kitaptan bahsedeceğim size. Nermin Yıldırım’ın Dokunmadan’ından…

“Biz insanlar, hepi topu yetmiş yıllık bir ömrü, tutunacak dal, sığınacak liman, boğulacak deniz aramaya harcayan zavallıcıklar; türlü hatalara diyet niyetine ömrümüzü eritiyor, labirentteki fareler misali çıkış yolları ararken, kaybolmanın ve kaybetmenin kederinden, bulmanın neşesine daireler çiziyor olabilir miydik?”

Doktorunun, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın olan  Adalet’e  ölümcül bir hastalığa yakalandığını söylemesi ile başlıyor Dokunmadan. Böyle bir durum üzerine insan nasıl hareket eder, ne düşünür, ne düşünmez bilemiyorum lakin Adalet, hayattaki ilk gerçek günahını hatırlamaya çalışmakla başlıyor. Bu da onu çocukluk yıllarına kadar götürüyor. Kırdığı kalbi onarabilmek için oradan oraya gitmekten çekinmezken, her gittiği yerde biraz da kendini arıyor.

Kitapta yaptıklarımızdan değil de yapmadıklarımızdan pişman olma hissi hüküm sürüyor aslında. Çünkü Adalet, çokça “bizsel” bir karakter. Hayatını başkalarına dokunmadan geçirmiş, çok ben, çok sen, çok bizden.

“Romanların müsaade ettiğine hayat izin vermez mi?”

Adalet’in bu ilk günahını telafi etme çabasındaki yolculuğuna eşlik ediyorsunuz kitap boyunca ve onun tanıştığı insanlarla tanışıp gözlemlediklerine, maalesef çok gerçek ve çok üzücü şeylere, şahit oluyorsunuz. En önemlisiyse Adalet’in değişimine tanık oluyorsunuz. Hatta onun değişimiyle birlikte sizde de birtakım düşünceler ön plana çıkmaya başlıyor ve onunla birlikte birtakım şeyleri eşelemeye başlıyorsunuz. Son sayfayı da çevirdiğinizde bitmeyen bir kitap yani Dokunmadan, sizi bırakmıyor.

“Bir çocuk ölünce çünkü, dünya durmalı.”

Adalet’in üçüncü sayfa haberi dediğimiz cinayet, şiddet haberlerini topladığı bir defteri var. Hatta kitapta belirli bir yer olmamasına rağmen Adalet’ in şehirleri bu haberlerle beyninde kodladığını da görüyoruz. Şehirleri bu haberlerle tanıyor Adalet ve yolculuğu sırasında, aslında yeniden tanımaya başlıyor.

“Yakınlaşmak için ve uzaklaşmak pahasına tanışıyorduk işte. Sonunda ölmek için yaşayan herkes gibi.”

Telafi etme yolculuğunda Adalet’in aşka dokunuşuna da eşlik ediyoruz. Onunla beraber sevme ve sevilme duygusunu yaşıyoruz. Yazmazsam içimde kalacağı için şuraya “Ah Sadi Seber ah!” iliştirmeyi de ayrıca istiyorum. O ne güzel mektuptur, mutluluktan ağlamak nasıl güzel duygudur!

“Kendine benzemeyenlerden korktuğu kadar, başkalarına benzeyememekten de ödü kopar. Bu yüzden ha bire dünya yüzündeki varlığını dengeleyecek birini arar. Öbür yarısını. Kendine en çok benzeyeni değil, onu bir bütüne tamamlayacak ya da eksiltecek olanı.”

Başkarakterin sözcüklere olan hâkimiyeti Nermin Yıldırım’ ın kalemiyle de birleşiyor okurken. Her ne kadar yazarın mevcutta yazdığı en son kitabı da olsa, benim yazara merhaba deme kitabım olduğundan, yazarın her kitabındaki üslubu bu şekilde mi yoksa Adalet’in karakterinin getirisi olan bir üslup mu bu bilemiyorum. Fakat kitabın benim için en güzel taraflarından biri kesinlikle üslubuydu. Kelime bazlı cümleler olmasına rağmen çok akıcı ve yalındı aslında. Adalet’in ağzından okuduğumuz kitap, bir yandan duygusal, hem kendine hem diğerlerine karşı suçlayıcı ve düşündürücü, başka bir yandan da muzipti. Yalnızca cümleleri için bile tavsiye edebileceğim bir kitap Dokunmadan.

Bir şiirden, bir kitaptan, bir şarkıdan alıntılarla başlıyor her bölüm ve daha ilk sayfadan en sevdiğim şiirle karşılaşmak çok güzel bir tesadüftü. Ya da ölümü bu kadar güzel konu alan bir şiirin, bu kitabın ilk sayfasında karşıma çıkması çok olağandı…

“…biri hakkında ne bilirsek onu sahiden tanımış olurduk?”

Belki benim duygusal olmamın da etkisi vardır lakin naçizane tavsiyem psikolojinizin hazır olduğu bir zamanda kitabı okumanız yönünde. Kitabı bitirdiğimde, kitabı bitiremedim ben çünkü. Hatta kitabı okumamın üzerinden bir haftadan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen bu yorumu yazarken bile düşüncelerimin çokça kitaba kaydığını da söylemeliyim. Ve tüm içtenliğimle söylüyorum, duygularımızı bu denli harekete geçiren kitaplar iyi ki varlar!

Nermin Yıldırım ile tanışmak için umarım benim gibi geç kalmamışsınızdır. Ya da belki hiçbir şey için geç değildir! 🙂 Yalnızca tek kitabıyla beni kurgusuna, kelimelerine, bakış açısına ve bunu yansıtma şekline hayran bıraktı. Diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum ama kendimi  ne zaman hazır hissederim onu şimdilik bilemiyorum.  Çünkü Nermin Yıldırım, duyguları çok güzel harekete geçiriyor ve arkasından insan biraz nadasa ihtiyaç duyabilir :)!

“Kimsenin birbirine değecek cesareti gösteremediği bu hercümercin ortasında herkes anca kendine yetecek kadar yalnızdı.”

İnsanlara dokunmaktan çekinmeyeceğimiz günler dileğiyle, bir sonraki yazıda görüşmek üzere!