“Gözyaşlarımdan kayıp gitti ömrüm
kışa döndü gönlümdeki sevgin
baharı görmedi kederli günüm
acılarım elimde kaldı
gramafon sustu artık
şarkılarda sesim duyulmuyor
hüzünlüyüm, sensizim. Bu akşam…”

AYNUR AVCI

“Ah o eskiler” diyen ne çok kişi vardır etrafımızda. İşin garip tarafı bu sözler, yüzyıllar geçse de bir kısır döngü misali her insanın diline dolanmaya devam ediyor. Mesela ben. Yaş ilerledikçe ‘Ah o eskiler’, ‘Eskiden böyle miydi?’ demeye başladım. Yaşlanıyor muyum ne? Bu sözün altında yatan en büyük neden elbette eskiye duyulan özlem. Eskiyen değil yıllar geçse de eskimeyen her şeye duyulan özlem…

Eski telefonlar, daktilolar, radyolar, pikaplar, gramofonlar, taş plaklar… Geçmişin en büyük şahidi bu nostaljik cihazlar. Hepsinin anlamı büyük ama en çok da Nil Burak’lar, Müzeyyen Senar’lar, Ayla Dikmen’lerin müthiş duru seslerine şahit olduğumuz taş plakların yeri bir başka.

nostalci-1

Günümüzde taş plakların eskisi kadar popüler olmasının nedenlerinden bir tanesi film müzikleri. Özellikle Çağan Irmak’ın ‘Issız Adam’ filminde Ayla Dikmen ve Nil Burak’ın en güzel şarkılarının, en duru sesleriyle kullanılması plak popülaritesini fazlasıyla arttırdı.  Popülerliğin yanı sıra koleksiyonerleri de unutmamak gerek tabii ki. Onların plak tutkusu popülaritenin çok ötesinde.

1930’lara dayanıyor aslında plakların tarihi. Ancak ilk plaklar, hem pahalı olması hem de çıkış tarihinin 1929’da dünyayı sarsan Büyük Buhran’a denk gelmesi nedeniyle fazla ilgi görememiş. Daha sonra İkinci Dünya Savaşı döneminde 78’lik taş plaklar savaşan bazı Amerikan birliklerine gönderilmiş. Moral ve motive için. Zamanla da birçok firma tarafından üretilen ve geliştirilen plaklar tüm dünyaya hızla yayılmış.

Türkiye’de ise 1960 yılına kadar taş plaklar deyim yerindeyse altın çağını yaşadı. 60’lı yıllara kadar ABD ve Amerika merkezli şirketlerin kontrolünde olan müzik piyasasında doğal olarak dünya müzikleri dinlendi. Dolayısıyla da taş plakların ülkemize gelişi de bu şekilde gerçekleşti. O dönemlerde ülkemizde birçok farklı türde taş plaklar piyasaya sürüldü. Özellikle Kurtuluş Savaşı’nı anlatan türküler, gazeller en çok dikkat çekenlerdi. Aynı zamanda Laz, Kurt, Pontus kesimlerinin müzikleri de plaklarda yer alıyordu. 1950’li yıllara gelindiğinde ise Türk repertuarı daha da genişledi. 1970’li yıllarda da 78’lik taş plaklara ek olarak 45’lik ve 33’lük plaklar müzik piyasasındaki yerini aldı. Yabancı firmalar Türk üreticilerle baş edemeyerek piyasadan çekilince de tamamıyla Türk ezgileri müzik severlere sunuldu.  Bu arada pikap ile gramofon farkından da kısaca bahsedecek olursak, gramofonda sadece 78’lik taş plaklar çalınabiliyor. Aynı zamanda gramofonlar elektriksiz çalışırken, pikaplar elektrikli çalışıyor.

nostalci-3

“Bazen bir kahve yudumlarsın, bir şarkı açarsın, susarsın
ve o şarkı senin söylemek istediğin her şeyi söyler.”

Winged Creatures

O dönemlerin ilk 45’liklerine örnek vermek gerekirse Barış Manço’dan Berkant’a, Hümeyra’dan ‘Sev Kardeşim’i seslendiren Şenay’a kadar birçok değerli müzisyen plak piyasasını canlandırdı.  Her ne kadar taş plakların yerini zamanla kasetler, CD’ler, DVD’ler alsa da nostalji tutkusu günümüze kadar geldi. Öyle görünüyor ki taş plaklardan çıkan o naif sesler, yıllar hatta yüzyıllar geçse de müzik tutkunlarını büyülemeye devam edecek.

Son olarak bir Ankaralı olarak Ulus’ta Ankara Kalesi’nin içinde yer alan Gramofon Cafe’nin havasını solumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Nostalji sevenler için çok güzel bir yer.

Kaynak: www.tolgahancogulu.com

Sevil Yücel Çaylak