“Tüm hikayeler hayal ettiğimiz mutlu sonla bitmeyebilir. Ama biz yaşadığımız hikayelerin içinde mutlu yaşamı keşfedebiliriz…” Saba Deniz Uzun

ÇAĞATAY’IN MUCİZEVİ ÖYKÜSÜ

Bir ebeveynin en büyük sınavı ne diye soracak olsak, hiç şüphesiz evladıyla sınanmak olduğunu söyleyecek milyarlarca kişi bulabiliriz. En büyük sancıdır; evlat sancısı. Ama bu zor ve sancılı süreçte hiç pes etmeyen öyle anne babalar var ki o sancıları mutluluğa çevirmek için büyük mücadeleler veriyorlar.

Saba Deniz Uzun ve eşi İsmail Uzun da bu mücadelenin hakkını sabırla veren ailelerden birisi. Hem işlerine hem de birbirlerine çok âşık bir çift Uzun ailesi. Kurumsal&Bireysel Kolaylaştırıcı olan Saba Hanım ve Doktor İsmail Bey mutlu evliliklerinin meyvesi Çağatay’ı dünyaya getirmeye karar veriyor. 9 ay boyunca her türlü tetkik yaptırmalarına rağmen sorun çıkmayan bebeğin, doğum esnasında oksijensiz kalmasıyla beyninde hasar oluşuyor ve ‘serebral palsi’ hastalığına yakalanıyor. Bu hastalık, mucizevî tedavi yöntemleriyle dolu bir öykünün başlangıcı oluyor.

Anne Saba Deniz Uzun, bu mücadele dolu günlerini “Mucize’nin Doğumu” adlı kitabında aşama aşama anlatıyor. Öğretici, aydınlatıcı ve bilgi dolu bu kitapta, şifalı dokunuşlar, aile dizimleri, meditasyonlar ve terapiler gibi zorlu sürece katkı sağlayacak birçok tedavi yönteminden bahsediliyor. Tabi ki bu yöntemleri denerken zaman zaman hayal kırıklığına uğratacak, umutsuzluğa düşürecek davranışlarla da karşılaşıyorlar. Fakat Çağatay’ın gözlerinde görecekleri ufacık bir ışıltı için tüm olumsuz cümleleri ellerinin tersiyle itiyorlar. Geleceğe ve en önemlisi yaratıcının sonsuz gücüne inanmaktan asla vazgeçmiyorlar.

“Mucize’nin Doğumu” kitabı, tamamlayıcı tıbbın tüm mucizelerinden bahsederken kendileri gibi bu hastalıkla mücadele eden ailelerden de örnekler sunuyor. Bu bilgi yüklü kitap için kısa bir kitap yorumunun yeterli olmayacağını düşündüğüm için güçlü ve savaşçı anne Saba Deniz Uzun ile hastalık ve tedavi yöntemleri ile ilgili konuştuk. İnanıyorum ki bu yazımız, bu hastalıkla mücadele eden birçok anne babaya umut olacağı gibi evladı sağlıkla dünyaya gelmiş ebeveynler için de şükür sebebi olacak.

IMG-20151011-WA0014

Saba Hanım sizi tanıyabilir miyiz?

Evli ve 2 çocuklu bir anneyim. 10 yıldır Edirne’de Carpe Diem Gelişim adında bir merkezin kurucusu ve yöneticisi olarak çalışmaktayım. Bireysel alanda somatik deneyimleme ve aile dizimi uygulama çalışmaları yapıyorum, Kurumsal alanda Avrupa Birliği sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorum. Bir de ‘Mucize’nin Doğumu’ adlı kitabım var.

Hamileliğinizden doğuma kadar çocuğunuzun sağlığında hiçbir şey yokken doğduktan bir süre sonra ‘Serebral Palsi’ olduğunu öğrendiniz. Peki, ‘Serebral Palsi’ nasıl bir hastalık? Anne karnında anlaşılmıyor mu?

Serebral Palsi, bir çeşit beyin felcidir, Serebral Palsi (SP), beynin bir grup nörolojik bozukluklarını içeren geniş bir terimdir. Beyin ve kaslar arasındaki iletişimi etkileyerek vücudun hareket ve duruşunda kalıcı bir eşgüdüm bozukluğuna yol açar. SP, beyinde oksijen açığına yol açan bir olayın sonucu olabilir. Bizim oğlumuz doğum anında oksijensiz kaldığı için beyninde hasar oluştu, bu hasara bağlı olarak serebral palsi görüldü. Doğum öncesi hamilelikte beyinde hasar varsa tabi ki tespit edilebilir.

“YILDIZLARI GÖRMEK İÇİN BELİRLİ BİR KARANLIK GEREKLİYDİ. KARANLIĞIN DİBİNE DALDIKTAN SONRAYUKARIDAKİ SONSUZ IŞIĞI, İLİKLERİME KADAR HİSSEDEBİLMİŞTİM…”

Jpeg

Tıbbın çaresiz kaldığı dönemlerde bile hiç pes etmediniz ve yeni tedavi yöntemleri aradınız; mesleğinizin de avantajıyla. Peki, bu hastalıkta, alternatif tedavi ya da alternatif tıbbın önemi nedir?

Pes etmemizle ilgili düşüncenize öncelikle çok teşekkür ediyorum. Kesinlikle gücüm yettiğince  sonuna kadar devam edeceğim bu yolculukta. Alternatif tıp kelimesi bana biraz uzak, özellikle oğlumun sürecinden sonra. Bu çalışmaların tümüne bütün olarak bakıyorum ve bütüncül tıbba inanıyorum. Hastalık durumunda kişiyi bir adım öne taşıyan her yol önemlidir. Ayrıca net inancım şudur ki bilimde de, ilimde de yaratıcının parmağı vardır ve şifanın kaynağı Allah’tır. Bilim kendini geliştirmek üzerine sistemleşmiştir. Ya yarın, ilmin fark ettiği bir metodu bilim de ispatlarsa. Bu ispatlanma sürecini beklerken geç kalmış olmaz mıyız sizce? Biz zamanla yarışıyoruz ve oğlumuz büyüyor, hayatta hiçbir şey Allah nezdinde imkânsız değildir benim için. Bu yüzden daima iç sesimin arkasından gidiyorum, tabi ki oğluma zarar vermeyeceğine kanaat getirdiğim yöntemlerde.

Bu ve benzeri hastalıklarla sınanan ebeveynlere neler önerirsiniz?

Hiçbir şey kesin değilken, her şey mümkündür. Öncelikli olarak yaratıcıdan gelen seslere ve anne kalbinize kulak verin. Size ve yavrunuza zarar gelmeyeceğini düşündüğünüz yöntemleri uygulayın. Sonradan keşke demektense, hayatı deneyimleyin. Bir ayağınız şuan size sunulan gerçeklikte, bir ayağınız her şeyin mümkün olabileceği doğrultuda olsun. Yavrunuzla hayatın içinde olun. Bizler utanılacak veya cezalandırıldığımızı düşündüğümüz bir gerçeği yaşamıyoruz; hastalıklarımızla ve çocuklarımızla. Kanaatim odur ki engelli çocuklarımız dünyaya koşulsuz sevgiyi yaymak, bilimin ve ilimin gelişimine destek vermek için buradalar. Bütün büyük üstatlar, derin acılarıyla yüzleştikten ve o karanlık tünelin içinden çıkabildikten sonra belirli bir yere gelebilmişlerdir. Tüm ‘kahvekadinkitap.com’ takipçilerine ve hastalıklarla sınanan kardeşlerime sevgimle…

 

Sevil Yücel Çaylak