“Bir şeylerin olmasını bekliyorum sanki bir yandan. Bir şeyler olsun. Hikâyenin akışını değiştirecek bir şeyler. Hayat her şeyi benden beklemesin istiyorum.”

Melisa Kesmez, benim son zamanlarda adını sürekli duyduğum bir yazardı. Çokça merak ettiğimden İstanbul TUYAP Kitap Fuarı’ndan da Bazen Bahar’ı almıştım. Beklentilerim had safhadaydı ve kitap beklentilerimin de üstünde bir harikalıktaydı.

Bazen Bahar, on adet hikâyeden oluşan ama içinde dünyaları barındıran bir kitap oldu, benim gözümde. Her sayfasından, her cümlesinden inanılmaz zevk aldım.

bazen-bahar-2

Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor: “…bizi biz yapan değerli ayrıntıların arasından tohumlanan hikâyeler.” Her hikâyede kendinizi bulduğunuz, bir yerinden yüreğinize dokunan, sizi de hikâyenin içine çekip anlatıcıya eşlik ettiren bir kitap Bazen Bahar.

“Bazen hayatta hiç beklemediğin bir anda karşına bir şey çıkar ve parmağını uzatıp bir şey gösterir sana.”
“Neymiş o şey?”
“Bir roman kahramanı mesela. Kitapta bir laf eder. Altı çizilecek cilalı cümlelerden değil ama, kendi halinde bir cümle. Bir tek sen cımbızlarsın onu kitabın kalabalığından. Sırf sana bir şey anlatır o cümle. Başka herkese susar.”

Son sayfayı da çevirdiğinizde gidip kitaplığınıza kaldırabileceğiniz bir kitap değil. Ruhunuzu da o sayfaların arasında hapseden bir yönü var. Sürekli karıştıracak, herhangi bir gün herhangi bir hikâyesini tekrar okuyup yine tesirinde kalacağınız bir güzellikte. Oldukça yalın bir dille yazılmış olmasına rağmen her cümlesiyle başınızı döndürüyor. Her hikâyeye keşke daha uzun olsa diye bakıyorsunuz.

“Bir yarayı iyileştiren, her şeyden önce orada bir yara olduğu kabullenmekti.”

“Bu hikâyeye bayıldım!” dedikçe bir sonraki hikâyede “Ama sen de olağanüstüsün!” demek zorunda kaldım. Sanırım en çok şu hikâyesini beğendim bile diyemeyeceğim. Çünkü, ben de her hikâyede ruhumu bıraktım ve hepsine geri döneceğimi biliyorum.

bazen-bahar-4

Karakterlerin dış görüntülerini çizmek kolay. Ama Melisa Kesmez bu kitapta karakterlerin iç dünyasını size o kadar iyi veriyor ki… Beatles dinleyip Oğuz Atay okuyan bir anneden, eski bir sevgilinin bahçesinde çalan Müzeyyen’e, Didem Madak’a… Yazarlarla, şairlerle, şarkılarla yansıtılan iç dünyalar! Ve kitabın kapağı! On hikâyenin de ortak duygusunu yansıtıyor adeta.

“Bir kadının kızı olmak ne müthiş bir şeydi. Kemerli bir burun da olsa, tek başına bir şeye benzemeyen bir işaret parmağı da, muhteşem annelerin bize sundukları bu kutsal hediyeleri ölene dek yanımızda taşıyacak olmamız, ne büyük mucizesiydi hayatın. Bu gizli alametleriyle hep ‘sen bendensin’ diyeceklerdi bize. Benim hamurumdan, benim toprağımdan, benim kökümdensin. Aynı bahçenin mahsulüyüz biz. Bir kiraz ağacının sürgün verdiği yerden uzayıp günün birinde aynı çiçeği açması, aynı yaprağı büyütmesi gibi bir dalın ucunda…”

Bazen Bahar, her duyguyu ve her mevsimi misafir etse bile benim için tam anlamıyla bir kış masalı olacak. Ben derim ki hazır soğuklardan nasibimizi alıyorken atın kendinizi yatağa ya da çevirin koltuğunuzu pencereye, çekin battaniyenizi üzerinize, elinizde en sevdiğiniz sıcak içeceğinizin olduğu kupanızla başlayın bu güzel kitapla bir yolculuğa. Ütopik hayaller kategorisinde bir tavsiye oldu belki bu ama emin olun bu kitaba hak ettiği değeri en iyi böyle verirsiniz.

Ben en kısa zamanda gidip yazarın ilk kitabı “Atları Bağlayın, Geceyi Burada Geçireceğiz”i alacağımı belirterekten size de son olarak şunu söyleyebilirim: Sevin, ruhunuzla konuşan kitapları!