“Bazı kişilerin kaderinde, birbirleriyle karşılaşmak vardır. Her nerede olurlarsa olsunlar. Her nereye giderlerse gitsinler. Günün birinde mutlaka karşılaşırlar.” -Caludie Gallay

Guillaume Musso, benim ilk kez okuduğum bir yazar. Marc Levy hayranlığımı dile getirdiğimde sıkça Musso da okumam gerektiğine dair tavsiyeler alıyordum. Sanırım bunun etkisiyle bu Fransız yazarı da seveceğimi düşünüyordum ki açıkçası Meleğin Çağrısı’na bayıldım.

Kitap, dört sayfalık bir girişle başlıyor. Tamamen “sen” diye hitap edilen genel girişle bile benim merakımı arttırdığını söyleyebilirim. Ama esas olayımız tam olarak JFK Havaalanı’nda başlıyor. Çiçeği burnunda bir gelin adayı olan Madeline ile Noel’i oğluyla geçirmek isteyen Jonathan’ın hikayesi bu. Havaalanının kafeteryasında çarpışan bu ikilinin bir daha birbirini görmek için bir nedeni yok. Madeline sevgilisiyle birlikte Paris’e giden uçağa binerken, Jonathan ise oğluyla beraber San Francisco’ya gidiyor. Fakat çarpıştıklarında karışan cep telefonları onları tahmin edemeyecekleri bir serüvene sürüklüyor.

IMG_4962

Kitabın arka kapak yazısını okuduğumda bana Sophie Kinsella’nın “Numaran Ben De Var”ını hatırlattığını söyleyebilirim ki kendisi favori Sophie Kinsella romanımdır. Tabii o kitabın chick-lit olmasının yanında Meleğin Çağrısı romantik-gerilim türünde bir roman. Hatta romantizm kısmının daha geri planda bırakıldığını ve gizemlerle süslenmiş harika bir aksiyon romanı olduğunu söyleyebilirim ve bu muhtemelen kitabı bu denli sevmemi sağlayan şeylerin başında geliyor.

Sıradan hayatlar yaşadıklarını düşüneceğiniz Madeline, Paris’te bir çiçekçi; Jonathan ise San Francisco’da restoran sahibi ve şef aşçı. Fakat hiçbir şey bunlarla sınırlı değil. Jonathan merakına yenilip Madeline’in telefonunu karıştırmaya başladığında ya da Madeline Jonathan’ı internetten araştırmaya başladığında bile ben olayların bu şekilde ilerleyebileceğini hayal edememiştim. Muhtemelen son zamanlarda okuduğum en iyi kurgulardan olduğunu söylersem yalan olmaz. Her sayfa merakımı kamçılamaktan geri kalmadığı için tek solukta bayıla bayıla okudum, Meleğin Çağrısı’nı.

“Hayatın en güzel yılları, henüz yaşanmamış olanlardır.”

Yazarın kurgusunu işleme şeklini, olayları anlatma tarzını, betimlemeleri gerçekle örtüştürmesini çok sevdim. Her bölümün başında yer alan sözlere ayrıca bayıldım. Ve yıldızla belirlenip sayfa sonunda açıklanan her şeyin yazar notu olduğunu görmek beni ayrıca keyiflendirdi. Hatta kitabın ismini bile çok sevdim. Sanırım bir kitap yorumunda bunu ilk kez söylüyorum. 😀

IMG_4960

Daha kitabın başlarındayken bile Musso’yla tanışmakta geç kaldığımı düşünüyordum. Olaylar beklemediğim yerlere gitmeye başladığında tek dediğim “Bu yazarın tüm kitaplarını okuyacağım!” oldu ve keyifle de okuyacağım. Yani Musso’ya şu kitabıyla devam et şeklinde bir tavsiyeniz varsa asla hayır demem. 🙂

Bir solukta okumalık, sırları ve aksiyonu bol bir kitap arayan herkese de Meleğin Çağrısı’nı tavsiye ederim. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle!