“Bütün kaybolan ruhlar evlerinin yolunu bulur.”

Kül, marttaki CNR Kitap Fuarı’nda aldığım kitaplardan bir tanesi. Konusu ve özellikle kapağıyla dikkatimi çeken bir kitaptı. Fakat seri olduğu için ikinci kitabı çıkmadan okumak istemediğimden uzun süredir bekletiyordum. Malum Karmakarışık’ta yaşadığım hayal kırıklığından sonra bu sefer ikinci kitabı beklemeden okumak istedim. 😀

Kül, aslında bir kast distopyası. Renklerle ayrılan bir kast sistemini konu edinen serinin ilk kitabı. Bu kast sistemi en yukarıdan aşağıya doğru Mor, Kırmızı, Yeşil, Sarı, Kahverengi, Barut Rengi ve Kül rengi şeklinde sıralanıyor. Bu renkler doğum sırasında Kader Uzmanları tarafından size veriliyor. Kaderiniz ve renginiz doğdunuz an belli oluyor anlayacağınız. Bu kader, size bütün hayatınızın nasıl olduğunu söylemiyor, sadece belirlenmiş bir zamanda ya da zaman sınırı olmaksızın gerçekleştirmeniz gereken bir görev esasında. Fakat doğal olarak bu, hayatınızı nasıl yaşayacağınızı da etkiliyor. En basitinden bu kaderin zorluğuna göre renginiz yani statünüz belli oluyor.

kul-4

Böyle bir sistemin oluşturulmasının nedeni geçmişte yaşanan bir “Olay”. Crilas adındaki bir adamın kaderini gerçekleştirmeyi reddetmesi üzerine milyonlarca insanın ölmesi esasında. Kitaptaki karakterler küfretmek için “Crilas” diyorlar, bu hem her seferinde güldüğüm hem de garip bir şekilde tatlı gelen bir kısım oldu.

“Kader, kurtlar tarafından kullanılan bir koyun gütme sanatı.”

Kitap iki başkarakterin ağzından anlatılıyor ve bunlardan biri Dax Harris adında bir Kül. Daha da fazlası o bir Renksiz çünkü bir kadere bile sahip değil. İkisi Mor olan toplam yedi abiye sahip ve anne babası da dahil hep birlikte Sarı bölgesinde yaşıyorlar. Diğer bir karakterimi ise Madden Sumner adındaki bir Mor. Kaderi, geleceğin ‘Yediler Bakanı’ olmak olduğu için son derece önemli bir Mor. Bu iki zıt karakterin bir noktada birleşmesi ve distopyalardan beklediğimiz üzere sisteme karşı çıkmaların anlatıldığı bir kitap Kül.

Kitabın daha en başından yazarlar size değiştirilmiş üç kanunu sunuyorlar:

“Topluma katkı sağlamayacağı belirtilen çocuğu ailesi yanında tutmayı seçerse her yıl yüklü bir vergi ödemek zorunda. Kaderini reddedenler cezalandırılır ya da hapsedilirler. Sonuncusu, kaderini tamamlamaya karşı gelenler yargısız infazla cezalandırılır.”

Kitabın ilk sayfasında karşınıza çıkan bu maddeler bence kesinlikle merak düzeyini arttırıyor. Fakat buna rağmen ilk on sayfadan hiçbir şey anlamadığımı söyleyebilirim. 😀 Tamamen ayrı bir dünya yaratıldığı için bu kadarının doğal olduğunu düşünüyorum, okumaya devam ettikçe her şey zihninizde oturmaya başlıyor ve kendinizi kitaba kaptırmış buluyorsunuz.

kul-1

Bir Dax bir Madden’dan okuduğumuz kitapta ikisi de aynı ölçüde önemli iki karakter olarak oluşturulmuş ve kitapta birinin bitip diğerinin başladığı bölümler tam merak edilesi noktalarda kesilmiş. Ben niyeyse Dax’i Shani Petroff’un, Madden’ıysa Darci Manley’in yazdığını düşündüm. 😀 Muhtemelen kitabın son sayfasına iliştirilen fotoğraflar yüzünden böyle düşündüm. Ama kitap kesinlikle iki farklı kalemin birleşimi olduğunu hissettirmiyor.

Dax, benim gözümde Açlık Oyunları ya da Uyumsuz’dan farklı olarak alışkın olduğumuz o en başta pasif görünen sonradan süper bir karaktere dönüşen bir karakter olmadı. Çabaları fark ediliyor fakat o kısım bana çok geçmedi açıkçası. Kıyaslarsam Madden’ı daha çok sevmiş olabilirim. 😀 Fakat kitapta Dax’ten ve Madden’dan daha çok sevdiğim karakterler oldu. Daha ilk saniyede vurulduğum Aldan, zekasını her daim konuşturan Sol, kitapta daha çok yer almasını istediğim Theron ve çok göz önünde olmasa da Thom. Eh, bir de Dax’in annesinden inanılmaz derecede nefret ettiğimi belirtsem yalan olmaz.

“İnsanlar sadece onlara tepki vermeleri için bir şey verirseniz tepki gösterirlerdi.”

Kitabın en önemli özelliği olayları götüren bir aşkın olmaması. Daha da güzeli buna okurken ihtiyaç da hissetmemeniz. İkinci kitap ne olur bilmem ama ilk kitabı bu yönden çok sevdim.

Kitabın doksan küsürüncü sayfalarında olan bir olay, baştan beri hissediliyor olmasına rağmen beni çok kötü etkiledi. Spoiler olduğu için anlatamıyor olsam da okurken kitaba inanılmaz söylendiğimi belirtebilirim. Zaten kitabın kopuş noktası oluyor ve asıl hikaye oradan sonra başlıyor diyebiliriz. Buna rağmen ben kitabın hiçbir yerinde sıkılmadığımı da rahatlıkla söyleyebilirim.

kul-3

Kitabın ortalarında şok olmanızı amaçlayan birtakım olaylar oluyor. Başından beri böyle bir şeyi bekleyerek okuduğum için belki de “Hiç böyle bir şey beklemiyordum!” diyemiyorum. Fakat kitabın sonu gerçekten çok güzel kurgulanmış. Hani bir şeyler olacağını zaten hissediyorsunuz ama hiçbir şekilde bunu beklememiştim ben. İşte serilerden beklediğim şey tam olarak bu! Etkileyici ve merak edici bir ilk final yapmayacaksanız seri yazmayın daha iyi diye düşünüyorum. 😀

“Kaderin armağanı, tehlikeli bir sorumluluktur. Geleceğin gücüyle birlikte gelir.”

Çevirmeni Tuba Özkat, çok güzel bir iş koymuş ortaya. Türkçe’nin katledilmediği, imlaya ve noktalamaya dikkat edilen muhtemelen okuduğum en iyi çevirilerden biriydi. Kitabın akıcılığını bozan da hiçbir şey yoktu. Ayrıca kitabın içinde geçen bir tekerlemenin Türkçe’ye de tekerleme gibi hakkının verilerek çevrilmesi ayrıca tebrik edilecek bir kısımdı.

En sevdiğim rengin mor olduğunu söylesem bu kitap kapağı hakkında ne diyeceğimi tahmin edersiniz diye düşünüyorum: Bayıldım! Hem dış kapağa hem cildine gerçekten aşık oldum, çok ama çok hoşuma gitti. Ayrıca kitabın iç tasarımı da harikaydı.

Kül, Novella Dinamik’ten olduğum ilk kitaptı. Fakat şimdiden kasımdaki fuarda gideceğim ilk yayınevi standı onlarınki olacak diye düşünüyorum. 😀 İkinci kitabında hem içerik yönünden hem de kapağı bakımından bunun kadar güzel olmasını diliyorum. Ve o sondan sonra, bir an önce ikinci kitabı okuyabilmeyi diliyorum!