The Tipping Point, aslında 2000 tarihli bir kitap ve ben o zamandan beri, nasıl olduysa aklımda tutmuşum, geçen yaz da (evet 16 yılın üstüne, bi de bi sene daha beklettim 🙂 ) hazır ikinci el indirim köşesinde görünce üzerine atladım hemen 🙂 Ancak şöyle bir durum da var, iyi ki beklemişim dedim; zira tam da yavaş yavaş, sindire sindire okunmalık, altını çizi çizivermelik bir kitapmış. Bu arada, aşağıda çok beğendiğim ilgili bir ekşisözlük alıntısında da göreceğiniz gibi aslında kitap öncesinde amcamız aynı isimli bir makale de yayınlamış ve kitap da, ‘Kıvılcım Ânı’ adı ile Türkçe’ye de çevrilmiş ve Nadir Özata’nın çevirisiyle Mediacat Yayıncılık tarafından basılmıştır.

“And once the advice became practical and personal, it became memorable.”

Bir kere kanımca çok enteresan, orijinal bir kitap olmuş. Aslında şahsen ben, genel bir pazarlama-reklam kitabı olarak düşünmüştüm; yüksek lisans dönemi okuma zevkim hatırına da okumak istemiştim. Ancak her ne kadar pazarlama iletişiminin özü adına yepyeni bir bakış açısı sunma adına yazılmış olsa da değindiği konular, anlattığı gerçek olaylar, öylesi farklı alanlara dair çok çarpıcı analizler, araştırmalar, çok ama çok farklı ve önemli konulara dair öyle enteresan ancak o kadar kayda değer, mantıklı, uygulanabilir çözümler vd. sunulmuş, anlatılmış, altı çizilmiş, gün yüzüne çıkarılmış ki gerçekten ama gerçekten hayret ettim, çok etkilendim ve çok beğendim. Bu bağlamda, her ne kadar 17 sene önce yazılmış olsa da öyle zamansız tespitler sunmuş ki hiç eğreti durmamış. Şahsen şu an öyle konularla hem ülke hem dünya olarak uğraşılıyor ki, bana hemen hepsini her yerde uygulama arzusu verdi. Belediye başkanlığına, bir kez daha, aday olasım geldi ;p

“… one of the most fundamental factors in explaining personality is birth order: older siblings are domineering and conservative, younger siblings more creative and rebellious.”

Zira bu noktada, kendime dair keşfettiğim bir şey daha oldu, o da; ‘meğer ben bir “maven” imişim!’. Öyle ki, alıntılayacak olursam, yazarımız; “herhangi tür bir sosyal salgının başarısının, belirli ve az bulunan cinsten sosyal becerilere sahip bazı insanların olaya katılıp katılmamasına bağlı olduğunu” belirtiyor ve bu insanlara yetenekliler (mavens), satıcılar  (sales people) ve bağlayıcılar  (connectors) adlarını veriyor. Her birinin özelliklerini çok güzel anlatıyor. Öyle bir anlatmış ki bu maven’leri çok enteresan bir şekilde, dediği şeylerin doğruluğunu; kendi çevremizde bu gruplandırmadan en az bir tane tanıdığımız kişi olduğunu hemencecik anımsadığınızda anlıyorsunuz.
Anlamaktan bahsedince, bu güne kadar bir şekilde duyduğum, hatta üniversite döneminde işlediğimiz teorinin-araştırmanın-olayın da çıkış yerlerini kitapta görmek çok şaşırtıcıydı. Mesela o meşhur, şehir yaşamındaki anemiyi gözümüze sokan sokak olayı, herkesin birbirine 6 kişi aracılığıyla bağlı olduğu teoremi bunlar arasındaydı.

“When we read, we are capable of taking in only about 1 key word and then 4 characters to the left and 15 characters to the right at any one time.”

Bunlar bağlamındaki olayları-durumları; sigara içicisi olma edimi, nedeni-gelişimi ile non-smoking kampanyalarının hiçbir zaman işe yaramaması; intihar vakaları ve Columbine benzeri olayların çıkışı ile artışı; Susam Sokağı’nın (bu arada Kurabiye Canavarı’nın aslında Frito-Lay’in reklam figürü olduğunu, oradan alındığını öğrenmek çok gıcık etti, üzdü ) nasıl ve neden popülerleşmesi ile çocukların çizgi filmleri milyon defa tekrar tekrar izlemesi; metroda meydana gelen duvar yazısı, biletsiz giriş gibi küçük suçlar ile o şehirde meydana gelen büyük suçlar, AIDS ve uyuşturucu bağımlılığı ve daha birbiriyle bağımsız görünen durumlarla inanılmaz ötesi şekilde bağlayarak anlatması, sonra da hepsini tek bir potada, kıvılcım ânı bağlamında ilişkilendirmesi çok ama çok çarpıcıydı.

IMG_2266

Şahsen ben hiç böylesi bir kitap beklemiyordum. Dehşet şaşırttı beni. Hem de bir mini ansiklopedi okur gibi öyle güzel, yaşamsal anlamda değerli bilgiler, duymadığım yaşanmış olaylar öğrendim ki inanamazsınız. Bu bağlamda, şu an için aklıma gelen hemen birkaçını aktaracak olursam:

  • Sigaraya başlamada aileden çok çevrenin ve o çok bildiğimiz, özendiğimiz kişilerin içici olmasının; ünlü ve gıpta edilen şahısların içerken görülmesinin gençleri çok etkilediğinin (ve kendi şahsımda, çok saçma bulduğum o film-dizilerde pusulama olayının bir anlamda doğru olduğuna, hatta öyle bir içici sahnenin hiç ama hiç olmaması gerektiğine, çünkü çok etkili olduğuna kanaat getirdim), nikotin anlamında gerçekten de herkesin fizyolojik olarak tolere eden-etmeyen cinsten bir DNA farkının olduğunu, bunun da büyük fark yarattığını; çok içiciliğe o belli bir limiti geçince geçildiğini; diğer yandan harbiden fizyolojik olarak depresyon stresini azaltan bir niteliğe sahip olduğunu, bunu kişinin bilinçsizce tırnak içinde doğru yaptığını (şoklara girerek) öğrendim.
  • Yeğenlerimin aynı diziyi-filmi sırf zevkten değil o 6 yaş grubunun ancak çoklu tekrarla çevrelerini anlama-anlamlandırma yetisi nedeniyle izlediğini öğrendim 🙂
  • O herkesin birbirine 6 kişi aracılığıyla bağlı olduğu varsayımının biraz yanlış anladığımı, ve ne kadar da doğru olabileceğini öğrendim.
  • Kulaktan kulağanın çok değerli bir yöntem olduğunu bilirdim de bu kadar olacağını, sosyal olayları da böylesine etkilediğini bilmezdim. Bir şok da burada yaşadım. Özellikle Twitter’daki haber dolaşım hızının bu noktada anlamlandırması, cuk yerine oturdu. Ve yine aynı şekilde, insanoğlunun anlamlandıramadığı bir durumu, doğası gereği bir mantığa oturtmak için ‘dedikodu’ mefhumunu da olaya kattığında, gerçek olayın, tam tabiriyle kulaktan kulağa bir şekilde nasıl büyük bir değişim gösterebildiği de inanılmaz örneklerle irdeleniyor. Bu da yine Twitter’da ve diğer medyada ‘teyit’ olayının artık çok daha önemli ve öne çıkar bir pozisyon almasını acayip iyi anlamlandırmış oluyor.
  • Aileden ziyade, çevrenin çok daha önemli olduğunu; tonla kanıtla okumak çok yıkıcıydı, inanamadım.
  • Yine hep inandığım ‘its all about relationships’ mefhumun çok doğru ancak eksik olduğunu, yakından tanıdıklarından ziyade sadece bildiğin, tanışıklığın olan kişilerin esas etkiyi yarattığını öğrendim. Bu noktada, son dönemde yaşadığımız sosyal medyadan yardım toplama olaylarında, çok tanıdığı olan birkaç kişiyi (ki bunlar işte tam da connector) bilmenin ne kadar değerli olduğunu gösterdi, durumu kanıtlar nitelik arz etti.
  • 150 kişi sayısının ve insan beynin sosyalleşme sayesindeki farkının (hele o ‘transactive memory system’ mefhumu) inanılmaz çarpıcı anlatımına hayret ettim. İnanamadım. Bunu daha önce hiç duymadığım için kendimden utandım. Bu bağlamda kitapta da örnek olarak gayet normal bir kitabın en çok satanlara girişini böylesi bir etki bazında sunuyor. Bu da bana özellikle Instagram’daki bookstagram hesaplar üzerinden kitapların çıkışında nasıl bir etki ve ivme kazandırıldığını çok güzel açıklıyor. Zira kendimden de biliyorum, bir kitaba yönelik çekimimde, ilgimde çok etkili olunuyor böylesi toplu-bilgi akışı olayı.
  • Moda trendlerinde o kıvılcım ânının yarattığı etki bağlamında, markaların blogculara, özellikle moda bloglarına böylesine yüklenmelerinin haklı sebebini görmüş oldum. (Ancak yine de, özellikle son dönemde, o ilk stil blogcularından bazı kızların abartı reklam dolu paylaşımları inanılmaz rahatsız edici 🙁 Bunu da bu vesileyle söylemiş olayım, içimde kalmasın).
  • ‘Broken Glass Teory’ altında, aslında küçük suçlara ses çıkarmanın ne kadar önemli olduğunu, gerekli önlemi alınmazsa nasıl büyük suçlara yol açabileceğini (bir nevi yılanın başı küçükken ezilmelinin doğruluğunun kanıtı olarak); birebir yaşanmış ve uygulanmış, başarılmış bir NY metrosu örnek olayıyla öğrendim. Bize de acil, pek çok mevzuda hemen uygulanmalı kanaatine eriştim. O hep illa eğitim, kalkınmadan önce küçük detaylara önem vererek öylesi büyük başarı ve değişimin kazanılabildiğine şoktan şoka girerek, hayretler içinde okudum.
    Kısacası çok beğendim ve özellikle belediyeler, karakollar gibi kamu yerlerine illaki okutulsa ne çok şey değişir güzelleşir diye düşündüm.

Ayrıca kitabın son paragrafındaki ifadeler (hemen aşağıya alıntıladığım), beni gerçekten umutlandırdı.
“But if there is difficulty and volatility in the world of the Tipping Point, there is a large measure of hopefulness as well. Merely by manipulating the size of a group, we can dramatically improve its receptivity to new ideas. By tinkering with the presentation of information, we can significantly improve its stickiness. Simply by finding and reaching those few special people who hold so much social power, we can shape the course of social epidemics. In the end, Tipping Points are a reaffirmation of the potential for change and the power of intelligent action. Look at the world around you. It may seem like an immovable, implacable place. It is not. With the slightest push — in just the right place — it can be tipped.”

Meraklısına: Malcolm Gladwell’in orijinal ismiyle ‘The Tipping Point’ adlı ilgili kitabını, ‘Kıvılcım Ânı’ adıyla Mediacat Yayıncılık’tan çıkan Türkçe çevirisiyle de okuyabilirsiniz.
* Malcolm Gladwell; Kıvılcım Ânı; Çeviren: Nadir Özata; Mediacat Yayıncılık; İstanbul; 2014.