Biz kitap severler olarak kitap uyarlaması filmlere hep önyargı ile bakarız. Hatta bir kitabın filmi ya da dizisi çekildiğinde içten içe üzüntü duyarız. Çünkü, film hiçbir zaman kitabın yoğunluğunu bize veremez, tatmin etmez bizi. Kitap Hırsızı’nın filmini, orijinal ismiyle “The Book Thief” filmini şans eseri izlemiştim. Açıkçası İkinci Dünya Savaşı temalı filmlerin hayranı olduğumdan kaçırmadım. Kitap uyarlaması olduğunu bilseydim ilk tercihim kitap olurdu. Kitabı olduğunu da öğrenince ilk fırsatta okumak istedim. Filmi bu kadar başarılı olan bir hikayenin kitabını oldukça merak ediyordum.

“Yüzünüze bir tokat yedikten sonra gülümsediğinizi düşünün. Sonra da bunu günde yirmi dört saat yaptığınızı. Bir Yahudi’yi gizlemek böyle bir şeydi.”

img_6237

Markus Zusak’ın İkinci Dünya Savaşı Almanya’sında yaşayan küçük kız çocuğunun yaşadıklarını anlattığı bu kitabı şimdiye kadar otuz dile çevirildi ve sayısız ödüle layık görüldü. Akıcı anlatımı, çarpıcı betimlemeleriyle oldukça kolay okunan bir kitap. Bir kitapta acı, göz yaşı, kahkaha bu kadar iç içe olabilirdi. Kitapta dialoglarda almanca kelimelere yer verilmesi kitabı bana göre daha gerçekçi yapmış.

“Kitap hırsızı geri çekilmedi. Birkaç adım daha atarak oturdu. Soğuk elleri giysi kollarını yokladı ve dudaklarından bir cümle döküldü. ‘Henüz ölmedi’ Kelimeler masaya düşerek ortada toplandılar. Üçü de kelimelere baktı. Umutlar yine de yükselmeye cesaret edemedi. O henüz ölmedi. O henüz ölmedi. Konuşan Rosa oldu.

Aç olan? “

Hikayemiz o dönemde işleri oldukça yoğun olan  “Azrail” tarafından anlatılıyor. Normalde kitap yorumlarımda spoiler vermeyi tercih etmem ancak, bu bilginin kitabın okunmasını kolaylaştıracağı kanısındayım. Anlatıcımızın kardeşinin canını almak için gittiği tren vagonunda Liesel Meminger ile karşılaşması ve onun bakışlarından çok etkilenmesiyle hikayemiz başlıyor.

img_6243

Evlatlık verildiği ailenin yanında zor şartlarda ama bambaşka bir dünyaya adım atıyor, Liesel. Savaşın ve Naziler’in Alman Halkı üzerindeki etkisini çok etkileyici bir şekilde okuyabiliyorsunuz. Dönemin şartlarının, yasaklarının çocukların tertemiz yürekleriyle nasıl yorumlandığını kimi zaman gülümseyerek kimi zaman da göz yaşlarıyla okuyorsunuz. Yetişkinler ise yaşamak için yapılması gereken ile doğru olanı yapmak arasındaki ikilemde yaşıyorlar. Kitapta beni en çok etkileyen kısım Hans Hubermann’ın meydandan geçen Yahudilerden birine son kalan ekmeğini mimlenmek ve aç kalmak pahasına vermeye çalışması oldu.

“Gelip de çocuklarından birini istediklerinde, diye açıkladı Barbara Steiner, boşluğa konuşarak,

evet demek zorundasın.”

Gelelim filme… Açıkçası filmi ilk izlediğimde çok beğenmiştim. Tek sorun Almanya’da geçen bir hikayenin ingilizce anlatılmasıydı. Özellikle dönem filmlerinde bunun çok önemli bir detay olduğu görüşündeyim. Kitabı okuduktan sonra nedense bu detay beni daha da rahatsız etti. Filmin kitaba sadık kalmamış olması da başka can sıkıcı detay. Olayların tamamının yer almasını beklemek haksızlık olurdu ama bazı olaylar kitapta işlendiğinden çok farklı işlenmişti. Kitabı okurken beni çok etkileyen bazı kısımların filmde olmasını çok arzu ederdim. Tüm bunların dışında efektler, oyuncuların başarılı performansları ve güçlü hikayesi için tüm ekibi tebrik etmek gerekir.

89cf6f5d-7380-43f7-9bd4-ac7feaab2681

Özellikle benim gibi İkinci Dünya Savaşı Dönemi ilginizi çekiyorsa kitabı severek okuyacağınızı düşünüyorum. Kitapta günümüz koşullarıyla eşleşen detaylar da bulunuyor ve bence ders çıkartılması gereken çok fazla detay var. Filmi için ise kitabı kadar ısrarcı olamayacağım ne yazık ki. “Kitabı okuduktan sonra filmini de çok merak ettim” diyorsanız ya da film gecesi için güzel bir film arıyorsanız evet tavsiye ederim.