Bir kitap sever dostum “Her kitabın bir zamanı vardır.” Derdi. İstanbul Hatırası’nı ikinci kez okumaya başladığımda bu söze bir kez daha hak verdim. 2010 yılında yayınlandığında herkes deli gibi bu kitabı okuyordu. Ben de bu fırtınaya kapılıp almıştım. Ama yok mümkün değil okuyamıyorum. En sonunda kitaptan öyle bir soğudum ki kitapçıya götürüp yerine başka bir kitap aldım. Bugün, aradan altı yıl geçmiş olmasına rağmen kitap severler tarafından hala severek okunan, okuyanların öve öve bitiremediği bu kitaba ikinci bir şans vermek istedim. 562 sayfayı yedi gün gibi kısa bir zamanda okudum. Demem o ki her kitap ikinci bir şansı hak eder!

Gelelim kitaba…
Ahmet Ümit, bizi Yahya Kemal’in yaza yaza bitiremediği İstanbul’un tarihine ve ona hükmetmiş komutanların şehre yaptıkları katkılara uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Başrollerde yine Başkomiser Nevzat ve yardımcısı Komiser Ali var.

20160701_113215

Daha ilk sayfasıyla doğru bildiklerimizin aslında çok da doğru olmadığını yüzümüze vuruyor yazar. Birçoğumuzun Konstantin olarak bildiği İstanbul’un ilk adının Byzantion olduğunu öğreniyoruz. Sarayburnunda bulunan ceset ile başlayan tarih yolculuğu başladığı noktada, 7 rakamının alametifarikasından güç alarak, oldukça trajik şekilde sona erecek.

7 hükümdar, 7 sikke, 7 önemli nokta, daha çok para ve güç için İstanbul’un tarihi dokusuna zarar vermekten kaçınmayan 7 adam. Ve işledikleri cinayetlerle herkese bu aziz şehrin hikayesini anlatmaya çalışan katiller.
Roma öncesi dönemle başlayan tarih serüveni Atatürk’e kadar uzanıyor. Yazar, müze müdüründen cami imamına kadar neredeyse her karaktere adeta Herodotçuluk oynatıyor. Tarihsel bilgilerin efsaneler, mitolojiler, söyleyişler ve tarihçiler tarafından desteklenmiş haliyle hikayeye yedirilerek verilmesi sıkıcılıktan uzak olmasını sağlıyor.
Kızını ve eşini bir patlamada kaybeden Başkomiser Nevzat’ın hayatına devam etmeye çalışırken yaşadığı gel-gitler ve geçmişiyle olan hesaplaşması kitaba ayrı bir renk vermiş.

20160701_113148

Ahmet Ümit, özellikle Başkomiser Nevzat’ın doğup büyüdüğü yer olan Balat’ı o kadar güzel tasvir etmiş ki en kısa zamanda bir İstanbul seyahati yapmaya niyetlendirdi beni. Kendisi de okuyucularıyla geçmişte bu kitapta tasvir edilen mekanlara bir gezi tertip etmiş. Umarım tekrar böyle bir organizasyon yapılabilir.

20160629_151531

Sözün özü, benim gibi tarihe meraklıysanız bu kitap tam size göre. Kısa ve yalın cümleleriyle sizi sıkmayan oldukça akıcı bir kitap. Polisiye kısmı da algınızı her daim diri tutacak ölçüde. Ahmet Ümit, umarım önümüzdeki günlerde polisiye ve tarihin bu kitaptaki gibi iç içe geçtiği daha çok kitap yazar. Bu kitabı bitirdiğinizde hem polisiyeye doyacaksınız hem de çok fazla şey öğrenmiş olacaksınız. Keyifle okumanız dileğiyle… 🙂