John Milton’un Kayıp Cennet adlı kitabında çok sevdiğim bir laf vardır; “Zihin, neresi olmak isterse orasıdır; kendi içinde cehennemi cennete, cenneti de cehenneme dönüştürebilir” diye. Bence bu laf her şeyi açıklıyor; bazılarının kronik mutsuzluğunu ve bazılarının her daim mutluluğunu. Bu yazdıklarımı okurken, eminim daha önce bildiğin şeylerden bahsedeceğimi düşünüyorsun, hani şu klişe laflardan, popüler kişisel gelişim cümlelerinden, tuzu kuru insanların mutluluk hikayelerinden falan. Ama bunlardan bahsetmeyeceğim çünkü durum bildirimleri yapmak hiçbir sorunu çözmedi ve çözmez. İnsanlar içinde bulundukları durumun çoğu zaman farkındadır çünkü. Ve bunu değiştirmek için yapılması gerekenleri de biliyorlardır. Ama onları durduran, ellerini taşın altına sokma kısmıdır ki bütün fark burada ortaya çıkar.

Evet, bir şeyleri değiştirmek istiyorsan ya da hayatındaki gidişattan, kronik mutsuzluğundan sürekli şikayet ediyorsan elini taşın altına sokman gerekecek. Yapılması gerekenleri bir sihirli değnek omzuna dokunup bir anda yapmayacak. Çünkü gerçekten, her neyden şikayet ediyorsan bunu değiştirebilecek tek kişi sensin. Ve bu değişimin sancıları olacaksa, ki her değişimin ufak da olsa sancısı olur, bunu çekecek olan kişi de sensin.

Benim mutluluktan kastım ise, anlık sevinçler değil; çoğunlukla yaşantından memnun bir şekilde yaşaman, içinde bulunduğun anda gülümseyebilmen, şükredebilmen. Bunu belirttim çünkü, birçok kişi için mutluluk tanımı farklıdır ve bütün sorun buradan kaynaklanır. Bazıları diyor ki bana “Allah aşkına Selen, sürekli gülücükler dağıtarak yaşamak mümkün olabilir mi”. Elbette mümkün olamaz. Ama zaten mutluluk dediğin şey sevgi böceği olup, el çırparak ve etrafına gülücükler saçarak yaşamak değil ki! Bu çok yapay bir durum. Asıl mutluluk, çevrende kimsecikler yokken bile içinden gülümsüyor olabilmek. Ben bu tanım üzerinden yapıyorum mutluluğu.

Benim mutluluk reçetem ise öyle çok maddeli değil; gayet basit iki maddeden oluşuyor:

  1. Mutluluğunu kendin dışındaki faktörlere bağlama!
  2. Yaşantını başkalarının yaşantısıyla kıyaslama!

Yani, mutlu olmak için senin dışındaki belli koşulların oluşmasını bekleme! Diyelim ki, tatildesin ve senin için güzel bir tatil geçirmek demek, eşinin sürekli senin yanında olması, çocuklarla ilgilenip ortak aktivitelerden keyif alarak zaman geçirmesi demek. İşte o zaman mutlululuğunu eşinin hareketlerine bağlamış oluyorsun. Eğer ki beklediğin koşullar oluşmazsa da (ki bu büyük ihtimal) tatilin sana zehir oluyor. Suratın beş karış, huzursuz geçiriyorsun tatilini ve elbette çevrendeki herkese de bulaştırıyorsun mutsuzluğunu. Aynı zamanda kendini, tatildeki diğer annelerle kıyasladıkça da mutsuzluğun derinleşiyor. Sanıyorsun ki, o anda gülücükler saçarak denize giren tüm o, öteki annelerin hiç derdi yok, eşleri mükemmel ötesi, hayatları çok kolay, çocukları melek falan.

agustos yazı

Benzer şekilde, mutluluğunu sahip olduklarına ya da ol(a)madıklarına bağlarsan, onu kaybetmen hep an meselesidir. İstediğin şey elinden gittiği anda, beklediğin koşullar gerçekleşmediği anda mutsuz olursun yeniden.

Daha yeni yaşadığım bir durumdan bahsetmek istiyorum: Birkaç gün önce, Oğuz’u öğlen uykusuna yatırdım ve hemen ardından, hava sıcak falan demeden, atladım bisiklete ve gittim deniz kenarına (çünkü şu anda tatildeyim ve eşim iş dolayısıyla yanımda değil!). Manzara süper, birazdan suya gireceğim, havayı dolu dolu içime çekiyorum ve yaşadığım her anın tadını çıkarıyorum. Derken, yanıma çocuğu pusette uyumuş bir anne geldi, üstelik eşiyle beraber. Eşi ısrar ediyor “hadi canım gir denize, ben bakarım” diyor ama anne sürekli sıcaktan, denize giren insanlardan şikayet ediyor, ofluyor pufluyor. O anı hem kendine hem eşine zehir ediyor. Ve neticede eşiyle tartışıp, uzaklaşıyorlar yanımdan. Şimdi sorarım sana, nedir bu? Tamamen kendi içinde cehennemi yaşamak! Mutluluğunu havanın derecesine, denizdeki insanların kalitesine bağlamak… Eminim sen de çevrende buna benzer bir sürü olaya tanık oluyorsundur ve belki bu tarz olayları bizzat kendin de yaşıyorsundur. Bütün bunların sebebi, içten gelen tatminsizlik bence, mutlu olmak için sürekli belli koşulların oluşmasını beklemek. Oysa ki, bütün iş sende bitiyor. Emek verirsen, iyiye odaklanırsan mutlaka mutlu olursun şu hayatta. Göz görmek istedikten sonra iyilik, pozitiflik her yerde var ama göz aksine alışmışsa kötülük ve olumsuzluk da her yerde var. Ve son söz; kıyaslama yapmadan önce, aklına şu gerçeği getirmelisin her zaman, “hiçbir şey göründüğü gibi değildir”.

Selen Baranoğlu