Her kadin hamileliği farkli yasar. Doğumu da aynı şekilde.. Herkesin vücudu, psikolojisi bu büyük değişime, hem doğumdan öncesinde hem de sonrasinda çok ama çok farkli tepkiler verir, uzman değilim tabii ama benim gözlemlediklerim böyle oldu diyebilirim rahatlıkla.  Bu sebeple verebileceğim en nacizane tavsiye kimsenin hikayesini baz almamak olabilir. Ama tabi insan hiç bilmediği bir Dünya’ya adım attığı için istiyor ki ondan önce neler yaşamış ve kendisi neler yaşayabilir bir öngösterim alsın. Madem öyle, madem birşeyler okuyacağım, göreceğim diyorsunuz o halde en azından pozitif olanları seçin ki gözünüzde canlandıracağınız sahne, yaşayacağınız sahne de aynı şekilde  pozitif olsun. Kısaca doğru yerdesiniz.. Benim Mavi’ye hamileliğim ve doğum sürecimiz gerçekten de – ne şanslıyız ki, çok şükür bin şükür- sorunsuz, keyifli ve kolay denilebilecek bir şekilde geçti.. Yani gönül rahatlığıyla, kafanızda negatif senaryolar oluşturmayacak bir yazı okuyacaksınız!

Benim gibi modern! bir kadından beklenmeyecek bir şekilde başladı bizim hikayemiz 🙂 Ben ilk iki ay Mavi’ ye hamile olduğumu anlamadim, cehalet bu ya.. Sen hamilesin galiba diyenleri de ” yok canımmm saçmalama” diyip karnıma güçlü güçlü şaplaklar vurarak savuşturdum!
Velhasıl gerçekle yüzleştiğim ilk an’ da  işten yeni istifa ettiğim ve bir değişiklik arayışı içinde olduğum bir zamana denk geldi.. İnsan ne dilediğine dikkat etmeli sanırım çünkü hayat bana dileğim karşısında olabilecek en büyük desğişikliği verdi. Ve ben “anne” oldum.
Hamileliğin üçüncü ayı, yani hamileliğimi farkettiğim ay,  hem fiziksel hem de psikolojik olarak yorucuydu benim icin.. E o kadar da olsun canım 😉
Ama günün sonunda kendime hep herşeyin güzel olacağını söyledim.. Ve öyle de oldu, gerçekten herşeyin en kötü gidebileceği- aslında belki de gittiği- bir dönemimizde Mavi geldi ve benim şansım oldu.
Nasıl mı?
İzmir piyasası benim çalıştığım alanda ( İnsan Kaynakları) çok fazla proje bazlı çalışılmamasına rağmen ben çalışmayı çok istediğim büyük ölçekli firmalardan birinde üç aylık bir projeye kabul edildim.. Ve üç ayın sonunda da doğum iznime kadar çalışmamı teklif ettiler- Karnı burnundayken de işimizi iyi yapabiliyoruz demek ki hanımlar!- Sevinç nidalarıyla kabul ettim tabii ki.. O kadar iyi bir ekiple çalıştım ki, hem çok güzel dostluklar hem deneyim hem de çok şükür para kazandım. İnkar etmeyelim aileye yeni giren birey yepyeni masraflar demek!
Kısaca hamileliğimin böyle rahat ve pozitif geçmesinde bu iş sürecinin ve birlikte çalıştığım dünya güzeli ekibin büyük katkısı var..
Mavi de bu sürede benimle iş birliği yaparak çok rahat bir hamilelik, beraberinde de rahat bir çalışma dönemi geçirmemi sağladı.. Onun da hakkını yemeyelim.
Doğuma gelince..
Hep normal doğum istedim. Daha doğrusu kızım ve benim için nasıl iyi olacaksa o olsun diye dua ettim hep. Gün geldi çattı ve doktorum Mavi’nin iri bir bebek olduğunu, en sağlıklı yolun sezeryan olacağını söyledi.     “Peki” dedik ve bir hafta sonrasına tarihimizi aldık. Aslında isteğim sezeryan olmamak değildi, tek isteğim Mavi’ nin hazır olduğuna dair bir işaretti.. O içeride rahatken, büyüyorken onun keyfini bozmayalımdı..  Evet, hamilelik tuhaf duygu durumları yaratabiliyor.. Sezeryan da bebeği dünyaya getirmek için sağlıklı ve kontrollü bir yöntem, bu sebeple bu şekilde bebeğini dünyaya getirmek istemek , ya da bu şekilde getirmek zorunda kalmak da gayet normal bence.. Ama benim aklım da gönlümde normal doğumdan yanaydı..
Ve ne şanslıyım ki benim minik Mavi – 4,5 kilo oduğunu varsayıyordu doktor :D) benimle işbirliği yaptı.. Ve doğum hikayemiz sezeryan olacağım günün sabahında saat 4:00 sularında Mavi’ nin gönderdiği sancılarla başladı.
bebekBaşta inanamadım, daha önce hiç doğum sancısı yaşamadığımdan yaşadığım şeyin ne olduğunu kavramaya çalışmakla geçti bir saat. Habire lavaboya gidip durdum. Sistematik ve düzenli bir sancı girip çıkıyordu. Eşimi uyandırdım. Üşüttüğümü söyleyip ayağımın altına sıcak su torbası doldurup koydu! Artık ne kadar heyecanlandığımızı ve gerçeği inkar etmeye çalıştığımızı siz anlayın 🙂 Velev ki ben doğurup da Mavi’yi kucağına verene kadar benim doğuracağıma inanmamış gibiydi yeni baba! Sancıları dinlemek için saate baktığımda saat 6 civarında 7-8 dk da bir sancım geliyordu.. Saat 11 de hastanede olmamız beklenirken ” kalkın, doğuruyorum” dedim ve sabah 7’de apar topar hastaneye gittik.. Planlı sezeryan olduğum için hemen aldılar epidurale, hazırlayalılm seni öyle bekle dediler.. Bu sırada ben, Mavi hazır olduğu için o kadar mutluydum ki, Mavi’ nin ilk oyuncağını da yanıma alıp tıpış tıpış gittim epidurale.. Sonra bir ebe beni kontrole geldi ve hafif açılmam olduğunu söyledi.. Ben de “ben doğururum bu çocuğu, vallahi bak deneyelim nolur normal doğurayım” diye ebeyi bayağı bir zorladım sanırım ki ” e hadi deneyelim o zaman” dedi. Deneyelim?! 🙂 Doktorumu çağırdı, hemfikir! 🙂 Mutluluğumu size şöyle tarif edebilirim, doğumda yaklaşık 8 kişi vardı ve bunların 5 tanesi hastanede doğumhanede çok pozitif biri var gelin, doğumunu izlemeye gidelim diye merakından gelen hemşirelerdi! İnanmıyor  musunuz? Şöyle söyleyeyim üçüncü gün hastameye Mavi’yi kontrole götürdüğümüzde çocuk doktorunun hemşiresi bile “aa ben sizi biliyorum fotoğraflarınızı gördüm doğumhaneye oyuncakla girmişsiniz, herkes sizin ne kadar pozitif olduğunuzu konuşuyor dedi” dedi. Anladığım kadarıyla hemşirelerin çay saati konusu o hafta bizdik 🙂 ..E iyi haber de çabuk yayılıyor demek ki. Eğer yolunuz düşer de İzmir Egepol hastanesine giderseniz “4,370 gr ‘ lik bebeği gülerek doğuran kadın kim?” derseniz size adımı vereceklerdir 🙂 haha! – bak hala gülüyorum!
Doktorum bile ilk defa bir doğum beni bile rahatlattı dedi. Tekrar ediyorum 4,370 kiloluk bir bebeğin doğumundan bahsediyoruz.
Mavi’ yi ilk gördüğüm anı, kokladığım anı, daha doğumhanede parmağımı kavrayıvermesini, o anki duygu boşalımını size anlatamam.. Dünyanın – en azından benim şimdiye kadar yaşadığım- en güzel duygusu..
Şimdi yanımda zıp zıp zıplayan ve bana cevaplar veren- bir karış dil!- iki yaşını geçmiş güzel kızımın benim olduğuna inanmak bile güç!
Neyse velhasıl derim ki Dünyada mucize arayan varsa; bir insanın içinden insan çıkarması mucizelerin en büyüğü bence!
 Esas yorucu ve yıpratıcı dönem doğum sonrası aslında. Uykusuzluk, heyecan, acemilik, KORKU!, panik, sevgi, aşk.. Hepsi bir arada hem de öyle fazla miktarda ki bazen dayanamayacağınızı düşünüyorsunuz. Fakat öyle bir güç geliyor ki insana yapamam, dayanamam, bittim dediğinizin üstüne kat be kat daha fazlasını çekiyor ve pek de  güzel üstesinden geliyorsunuz. On kaplan gücünde analar analarımız! :))
Tabi bu arada benim de annem olmasa ne hamileliğim ne de doğum sonrası sürecim bu kadar kolay geçmezdi. Anneler kutsaldır, cidden 🙂 anneyim diye demiyorum bak!
Bu hikayeyi okuyun, ama siz kendi hikayenizi yazın. Dileyin, dua edin, kendinizi en iyisi olacağına hazırlayın. Felaket senaryolardan kötü hikayelerden uzak durun. Elbette onlar da hayatın bir parçası hepimizin başına gelebilir, ama kaderden öte kendinizi tedirgin edip, stres yaratıp hikayenizi olacağından kötü hale getirmeyin.
Bu da bizim Mavi Hanım ile buluşmamızın ilk fotoğrafı.. Eğer yazının başına koysaydım kelimelerin yaşananlar altında ne kadar kifayesiz kaldığını görecektiniz büyük ihtimalle çünkü ne yukarıda yazdıklarım ne de yazabileceklerim bu anın güzelliğini, yaşanan duygu yoğunluğunu anlatmaya yetmez.
Anne olmayı isteyen dileyen herkesin, en doğru zamanda dileği, duası kabul olsun. Karnında bebişi bu yazıyı okuyanlarda sağlıkla kuzularına kavuşup dünyanın en güçlü annesine dönüşsünler!