İngiliz edebiyatı’nın kült romancılarından Jane Austen 18. yüzyıl İngiltere’sindeki birçok kadına göre oldukça iyi şartlarda eğitim almıştır. Kendisini destekleyen ailesi sayesinde roman yazmaya yönelmiş; ancak o dönemde kadınların kitap yazması hoş karşılanmadığından kitaplarını “a lady” imzasıyla yazmıştır. Eserlerinde güçlü kadın karakterler tasvir ederek yaşadığı toplumun ve ilişkilerin ağır eleştirisini yapmıştır. Yarattığı güçlü karakterler 19. yüzyıl modern roman dilini oluşturmuştur. İkinci kitabı olan “Gurur ve Önyargı” yazılalı neredeyse iki yüz yıl olmasına rağmen etkisini hala devam ettirmektedir. Bu yönüyle kendisinden sonra yazılmış çok daha çarpıcı klasikleri bile gölgede bırakmıştır. Hamdi Koç, bu durumun sebebini “..romanın çok doğal bir biçimde hayatımızın bir parçası olmuş ve öyle kalmış olması” olarak açıklıyor.

gurur ve onyargi (3)

İngiltere’nin küçük bir kasabasında, taşralı bir beyefendi ve korumacı bir baba olan Mr. Bennet, tek derdi kızlarını iyi eşlerle evlendirmek olan karısı Mrs. Bennet ve beş kızının yaşadıkları anlatılıyor kitapta. Kasabadan ev alan soylu Mr. Bingley ile Bennet’lerin büyük kızı Jane yakınlaşırlar. Bu duruma en çok sevinen elbette aklı bir karış havada olan anneleri olur. Ancak erken kurulan hayallerin önünde engeller vardır. Yaşanılan dönem soyisimlerin ve paranın duygulardan daha önemli olduğu bir dönemdir.

“Gurur daha çok kendimizle ilgili görüşümüze bağlıdır, gösteriş ise

bizim hakkımızda başkalarına ne düşündürtmek istediğimize.”

Jane ne kadar iyi niyetli ve duygusal ise kardeşi Elizabeth de bir o kadar mantıklı davranan, yaşadığı toplumu her daim eleştiren bir karakterdir. Elizabeth’in hayatı kent soylusu Mr. Darcy ile yolları kesiştiğinde bambaşka bir yön alır. Kendi içindeki zindanlarda esir kalmış Mr. Darcy ve Elizabeth’in bir araya gelmesi için kendi kaderlerine başkaldırmaları ve çok fazla fedakarlık yapmaları gerekecektir.

gurur ve onyargi (6)

Klasik okurken seçtiğimiz yayınevi gerçekten çok önemli. Zaten klasik olmasından dolayı okuması bir parça zor olan bu kitaplar kötü bir çeviriyle oldukça keyifsiz bir hal alabiliyor. Benim elimde kitabın iki farklı çevirisi mevcuttu. Hem Koridor Yayınları’ından Handan Haktanır çevirisi hem de İş Bankası Kültür Yayınları’ndan Hamdi Koç çevirisi. İtiraf etmeliyim ki Koridor Yayınları’nın klasiklere özel bez kapak tasarımları beni çok etkiledi. Ancak, çeviri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Olay sıralaması ve yazım dili olarak aslından uzak ve karmaşık buldum, ne yazık ki. Benim için zor ilerleyen bir yüz sayfadan sonra Hamdi Koç çevirisine geçtim. İki kitabı karşılaştırmak için en başından başladım. Ve gerçekten klasik okuduğumu hissettim. Aklımda havada kalmış olayların ise netleşmesi ayrı bir güzellikti.

“O bir beyefendi; ben de bir beyefendinin kızıyım; bu bakımdan eşitiz.”

gurur ve onyargi (1)

Kitabı okurken soyisimlerin başına gelen cinsiyet ve medeni duruma göre ayrılan Mr, Mrs, Miss gibi unvanlar başta okumayı zorlaştırsa da kısa sürede alışıyorsunuz. Özellikle klasikleri okurken kişilerin ve olayların karışmaması için benim gibi not almayı veya soy ağacı çıkarmayı deneyebilirsiniz.

Elizabeth ve Mr. Darcy Jane Austen’nın klasikleşmiş güçlü karakterleri. Benim de en beğenerek okuduğum kısımlar bu iki güçlü karakterin tasvirleri oldu. O dönemde kızların kendilerine uygun eşler bulmak için her baloyu ya da bir alayın kasabalarına gelmesini fırsat bilmesi bugünün bakış açısıyla oldukça rahatsız ediyor. İşin derinine indiğinizde bugün de aslında pek bir şeyin değişmediğini gözlemleyebiliyorsunuz. Hala ilişkilerimizi etiketler belirliyor.

“Benim hislerim değişmedi ama tek kelimenizle ebediyen susarım.”

Kitabın özellikle ikinci yarısı su gibi ilerliyor. Ancak, Jane Austen’ın dili o kadar naif, anlatılanlar o kadar güzel ki kitabın bitişini hep ertelemek istiyorsunuz. Hiç istemesem de kitap bitti ve ben de kitabın adında ikilik yaratmasına yol açan filmini izlemeye karar verdim.

gurur ve onyargi (2)

Joe Wright’ın yönetmenliğini yaptığı 2010 yapımı film, görselliği ve aslına uygun mekanlarıyla tam bir dönem filmi. Buna bir de oyuncuların üstün performanslarını eklediğimizde tam da kahvenizi elinize alıp soğuk kış gecelerinde izlemelik bir film ortaya çıkıyor. Talulah Riley (Elizabeth Bennet) ve Matthew Macfadyen (Mr. Darcy)’in yağmur altında gururlarından ve önyargılarından arınarak birbirlerine aşklarını itiraf ettikleri bir sahne var ki etkilenmemek mümkün değil.

“Kimsenin sana layık olmadığını düşünürdüm ama yanılmışım.”

Genelde kitap uyarlaması filmler beni kolay kolay tatmin etmez. Kitapta işlenen konudan sapmalar ya da özüne uygun olmayan tarzların işlenmesi benim film keyfimi oldukça etkiler. “Aşk ve Gurur” filminde konuların işlenişi kitaba oldukça sadıktı. Tüm detaylar verilmese de önemli ve olmazsa olmaz diyebileceğimiz tüm detaylar verilmişti. Filmi izlemeden önce en çok merak ettiğim şey oyuncuların aksanıydı. Ben bu konuda da çok başarılı buldum.

gurur ve onyargi (8)

Günümüzde ilişkiler aynı kitapta işlendiği gibi etiketlerle yaşansa da ruhu hep klasik kalan kitap severler bu yeri doldurulamaz klasiği ve filmini çok sevecekler. Birkaç gün ve saatliğine Jane Austen’ın ütopyasına gidip kendinize dair özeleştiri ile bugüne geri döneceksiniz. Tabii hem kitabın hem de filmin etkisi uzun süre gitmiyor o da ayrı bir başarı.