“Bana bir gün Hayat’ını avuçlarının arasında tutacaksın deselerdi inanmazdım. Çünkü koca bir hayat avuçlarının arasına nasıl sığabilirdi ki?” 

Selvi Atıcı, kalemine, kurgularına, karakterlerine bayıldığım bir yazar. Gitme de kesinlikle çok beğendiğim, çeşitli ruh hallerine büründüğüm bir kitap oldu.

Öncelikle kitabın dışından başlamak gerekirse; kesinlikle bayıldığım bir kapağa sahip. Genelde bu şekilde manken kullanılarak oluşturulan kitap kapaklarına çok sempati besleyemiyorum, katalog çekimi izlenimi uyandırıyor bende. Fakat Gitme’de durum böyle olmadı. Arka zeminin tamamen siyah olması, başrol karakterimiz Tunç Mirza’ ya, özellikle o gitme diyen gözlerine bayıldım. Hem bu kadar sade hem de bu kadar güzel olabilirdi. Ciltli olması da tabii ki ayrı bir güzelliği. Bence Nemesis Yayınları, Selvi Atıcı kitaplarının içlerini de okuyucuya yönelik yapıyor. Ufak detaylarla kesinlikle okuyucunun gönlünü kazanıyorlar. Puzzle parçaları olsun, ayracı olsun, iç kapaktaki yazı olsun, arka kapağın şekli olsun, tamamen kitabı özel hale getiren ayrıntılar. İçeriğini bilmeyen biri için bile güzel bir alternatif oluşturuyor.

İçeriğine gelecek olursak; Tunç Mirza Yiğit, küçükken babasının -ki babası yazarın Kimliksiz kitabındaki Deryal oluyor- geçirdiği bir kazaya duyduğu üzüntüden sonra kendisini ailesi dahil herkesten soyutlamış, kendisine insanları sevme izni vermeyen biri. Bu duygusu bana o kadar iyi yansıdı ki ilk anda Tunç’u anlamak daha kolay oldu. İnsanlardan kendisini soyutlayarak yaşayacağı hayal kırıklıklarını engellemek isteyen bir bencilden çok daha fazlası o. Sert kabuğunun yanında eğlenceli de bir playboy aslında.

Gitme 3Allah’ım! Onu seviyordu. Onu öylesine seviyordu ki kimselere vermediği, paylaşmadığı sevgisi bir şelale olmuş sanki kıza akıyordu. Tunç aşktan ölüyordu. Tatmadığı bu duygunun yoğunluğuyla afallayarak zaten bitkin olan bedeni sonunda uykuya yenik düştü.

Hayat Altınel ise Tunç Mirza’ya görür görmez tutulmuş, zengin bir ailenin üniversite öğrencisi kızı. İkisi Hayat’ ın hiç beklemediği bir anda tanışıyorlar ve iş buradan sonra arkası görülemez bir biçimde çığırından çıkıyor.

İlk iki yüz sayfa boyunca “Tunç Mirza’ yı sevecek miydik biz ya?” düşünceleriyle okudum ve bir karakterden ne kadar nefret edilirse o kadar nefret ettim. Yazara kitabın sonundaki notunda “Bir de Tunç’ u öldürmeden, teşekkür yazısına kadar gelebilen siz okurlara kocaman teşekkürler. Ben son okuma yaparken bir ara kendisini zehirlemeyi düşünmüştüm.” yazdırtan bir karakterden bahsediyorum. Seveceğime dair tek bir umudum bile yoktu. Fakat Selvi Atıcı kaleminin büyülü bir etkisi olduğunu kesinlikle kabul ediyorum artık. O nefret ettiğim adam öyle bir geçişle bayıldığım karaktere döndü ki o naif geçişin nasıl olduğunu çok kestiremiyorum bile. Bir karakteri sevdirmenin ya da bir karakterden nefret ettirmenin çok kolay olabileceğini düşünüyorum. Lakin sonuna kadar nefret ettiğiniz bir karakteri kitabın ortasından sonra inanılmaz bir biçimde çok sevmeniz… Herkesin başarabileceği bir şey olmasa gerek. O nefretle aşk arasında hep söz edilen ince çizgi, işte bu kitap.

Gitme 1Tunç, onunla başka bir şekilde karşılaşmayı isterdi. Onu gerçekten yaşamayı isterdi fakat hayatına bir anda, basit bir oyunla dahil olması önüne geçilmez öfkesini ortaya çıkarmış, ondan nefret etmesine neden olmuştu.”

Hayat’ a başta acıdığım ve üzüldüğüm o birçok olaydan sonra Tunç onu öyle güzel sevdi ki Hayat’ a bile daha güzel bakmaya başladım. Başta üzüldüğüm bu karakter, sonda özendiğim karakter halini aldı.

Yazarın en güzel yönlerinden biri baskınlıkları farklı olmakla birlikte güçlü kadını çok güzel bir biçimde anlatması bence. Belki bu kitaptaki Hayat karakteri, yazarın Sen kitabındaki Süheyla gibi baskın bir karakter değildi fakat kendi durumu içinde dayanma sınırına hayranlık duyacağınız karakterlerdendi.

Selvi Atıcı, kitaplarını çıkmasını dört gözle beklediğiniz, çıktığı gibi alıp, okuyup, bayılarak rafta size güzel güzel bakmasını seyredeceğiniz harika kitaplar yazıyor. Kesinlikle istisnasız tüm kitaplarını önerebileceğim yazarlar arasında.