“O, Nazım Hikmet’in annesi, Yahya Kemal’in sevgilisi, Osmanlı’nın ilk kadın nü ressamıydı…” diye başlıyor Celile. Tarihe iz bırakmış en özel kadınlardan biri Celile Hikmet. Bu özel kadının hayatı tarihi romanlarla ismi özdeşleşen Osman Balcıgil’in dupduru kaleminde can buluyor.

Kitap Celile’nin oğlu Nazım’ı yeniden doğurma çabası yani, af yasasıyla tahliye edilmesi ve açlık grevine son verdirme savaşı ile başlıyor. Hemen akabinde ise 1909 yılına Osmanlı’nın meşrutiyet dönemine gidiyoruz. Hikaye çoğunlukla kronolojik olarak Celile’nin hayatını işliyor; ancak zaman zaman Nazım için planlanan imza kampanyalarına da yer veriliyor.

celile-7

Çocukluğu saray çevresinde geçmiş, babasının görevi gereği padişaha kol mesafesinde yakın olması gerekmiş, saray ressamı Fausto Zonaro’dan resim dersleri almış hem güzel hem de iyi yetişmiş bir kadın Celile. Kendisi gibi paşa çocuğu olan Hikmet ile hayatını birleştiriyor ancak daha ilk gecelerinde farklı olduklarını hissediyor. Sevgisiz bir evlilik ile dönemin zor şartlarında iki çocuğuyla hayatta kalma mücadelesi veriyor, Celile Hikmet. Padişah hafiyeleri, Balkan çetecileri, İttihat ve Terakkicilerle boğuşuyor.

“Celile ne kadar cesur, boyun eğmez, aldırmazsa, Kemal o kadar korkak, derhal yelkenleri suya indiren, çevrenin ne dediğini fazlasıyla önemseyen bir kişiliğe sahipti.”

Bir gün aşk onu hiç beklemediği bir anda yakalıyor. Resim sergisinde tanıştığı Yahya Kemal, ona ne zamandır almak istediği boşanma kararını aldırıyor. Ne etraf ne der korkusu ne de Yahya Kemal’in kendisinden dört yaş küçük olması onu korkutuyor. Dişi bir pars gibi sahip çıkıyor aşkına. Ancak kendi deyimiyle şairin kalbi bir güvercin kadar ürkek. İki aşığın arasına evin şairi Nazım Hikmet giriyor ve hocası Yahya Kemal’e bıraktığı notla bu aşka en büyük darbeyi vuruyor.

“Muallimim olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremeyeceksiniz.”

Kitabın ilk yarısını çoğunlukla Celile’nin yaşadıkları ve içerisinde bulunulan tarihsel atmosfer oluşturuyor. Meşrutiyet’ten Dünya Savaşı’na, Yeni Türkiye’nin kuruluşuna kadar her detay bulunuyor. İkinci yarı ise daha çok Nazım Hikmet’in askeriyeden ihracı ve sonrasında kalemi yüzünden yaşadığı sancılı günleri ve annesinin onu korumak için verdiği savaşı içeriyor.

celile-8

“Kemal gibi değil, Nazım gibi olmak lazım bu hayatta!”

Kitabı genel olarak beğensem de beklentilerimi karşılamadığını da söylemem gerekir. Ben Celile Hikmet’in hayatının daha yoğun işlenmesini terchi ederdim. Onun güçlü kişiliğini daha çok okumak, ressamlığını -özellikle nü resimleri yaptığını- daha çok okumayı diledim.

“Artık demir alma günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.”

Kitapta çok sevdiğim yazar ve şarilerin sıradan roman karakterleri gibi yer alması bana ayrı keyif verdi. Özellikle Yahya Kemal ve Nazım Hikmet’in dizelerine yer verilmesi kitaba ayrı bir hava katmış. Nazım Hikmet’in hiç bilmediğimiz yönlerini ve düşünceleri için verdiği hukuk mücadelesini okumak kitabı benim için farklı bir boyuta taşıdı.

“Yani içerde on yıl on beş yıl
daha da fazlası hatta
geçirilmez değil
geçirilir
kararmasın yeter ki
sol memenin altındaki cevahir.”

Tarihi olaylardan ve özel bir kadın, fedakar bir aşık ve mücadeleci bir annenin hayat hikayesinden kurgulanmış bu kitabı keyifle okumanızı diliyorum.