“Çayın kalabalıkla arası iyidir; muhabbeti kuvvetlidir.
Oysa kahve ya yalnızlık ister ya da sevgili…” H. Babaoğlu

Kahve!

Hayatımızın, anılarımızın, sevincimizin, üzüntümüzün, heyecanımızın en bilindik şahidi. Dostla açılan sımsıcak sohbetin yakın gözlemcisi. ‘Ne çıkarsa bahtına’ cümleleriyle başlayan ‘Adında A harfi var’ cümleleriyle bitirilen telvesine umut bağlayanların vazgeçilmezi.

2016-12-14-photo-00000075

Peki, hayatımızın her bir zerresine şahit olan kahvenin tarihine göz atmaya ne dersiniz?

Asırlar öncesine dayanıyor aslında kahvenin tarihi. Her ne kadar Etiyopya’nın yüksek yaylalarında yetişen bir ağacın çekirdekleri öğütülerek yapılmış olsa da kökeni Arap yarımadasına dayanır. Ancak bildiğimiz içici özelliğini keşfetmeden önce yerli halk, bu ağacın mahsullerinden ekmek yapıyordu. Hatta o dönemlerde uyarıcı özelliği sayesinde ilaç olarak da kullanılıyordu. Etiyopya’nın ardından Arap yarımadasında hızla yayılan kahve, 16.yüzyıldan sonra Yemen’deki Türkler tarafından keşfedilince İstanbul’a kadar gitti ünü. Kahvenin haram olmadığı da o dönemki padişahlar tarafından duyurulunca kahve en önemli içecekler arasındaki yerini aldı. Avrupa’ya yayılma hikâyesi de İstanbul’daki Venedikliler tarafından oldu.

Upuzun bir tarih aslına bakarsanız. Her dilde farklı bir adı olsa da kahve çekirdeklerinin o muazzam kokusu, çoğu insanı mest etmeye devam ediyor yıllardır.

Bir dudak mesafesi kadar yakın kahvenin sağlık açısından da faydası saymakla bitmez. Günde iki bardak kahvenin kalp krizi riskini azalttığı en çok konuşulanlar arasında. Sadece kalbe değil beyne de dost! Yapılan araştırmalarda Alzheimer hastalığını önlediği belirtiliyor. Demek ki dostla içilen kahvelerde eski anılar bu yüzden depreşiyor 🙂

2016-12-14-photo-00000076

AH BİZ KADINLAR!

Güzelliğine çok düşkün biz kadınlar için de kahve masajının yeri bir başka. İtiraf edin çoğunuz fincanın dibindeki telveyi yüzünüze sürmüşsünüzdür. Ayrıca vücudumuzda yer alan o portakal kabuğu görünümlü selülitlerin de tedavisinde kahvenin mucizevi bir çözüm olduğu söyleniyor. Hatta ünlü manken Naomi Campbell, selülitlerinden kurtulmak için bacaklarına kahve sürermiş. Tabi ki bol şekerli Türk kahvesi içip telvesini de cildimize ya da vücudumuza sürmüyoruz. İşin sırrı kahve çekirdeklerinde. İçine şeker girdiği an saydığım tüm faydalarını tek tek çöpe atabilirsiniz.

Tam da bahsettiğim gibi faydası olduğu kadar, kahvenin fazlası da zarar. Günde iki bardaktan fazla içmemek en doğrusu. Her şeyi tadında bırakmak gerek. Yoksa kalır mıydı yalnızlığın dostu kahvenin kırk yıl hatırı?

Sevil Yücel Çaylak