‘Belki mucizelere inanmak hasta ruhların en iyi ilacıdır;
ama mucizelere kanmak kimi zaman ölümcül bir hastalıktır.’
Mine Söğüt’ le tanıştığım ilk kitap. Anlatımına, diline, kurgusuna bayıldığımı söyleyebilirim. Ana karakter Doktor Samimi’ nin küçüklüğünden beri en yakın arkadaşları cinler ve perilerdir ve bir gün onlarla arası bozulur ve onları yok etmeye karar verir. Bu yüzden Beş Sevim Apartmanı’ nı satın alıyor ve ortak sorunu cinler ve periler olan beş akıl hastasını hastaneden çıkararak bu apartmanın farklı katlarına yerleştiriyor. Kitapta bu beş farklı hayatın kendilerinin kurguladığı cinli perili yaşam öyküleri ve bir de gerçek yaşam öykülerinin yanında Doktor Samimi’ nin günlükleri yer alıyor. Tüm bunların yanında Beş Sevim Apartmanın da adının nereden geldiği anlatılıyor.
Bu beş tuhaf insanın cinlerle perilerle ilgisi yoktu belki ama sanki hepsi deliydi.. Hatta bu birbirini belki de hiç tanımayan, tanısa da tanımazlıktan gelen beş garip komşu, düpedüz akıl hastasıydı. Hatta Beş Sevim Apartmanı belki de beş hücreli bir akıl hastanesiydi, hastalıklarıyla birlikte bu apartmana hapsedilmiş beş delinin tek ilacı da o tuhaf pencerelerdi.

Image-2 (1)
Bu apartmanda yaşayan beş akıl hastasının hikayeleri kitapta şöyle anlatılmaya başlanıyor; “Sabahın erken saatlerinde uyanmak, uyanıp da pencereden dışarı gözümü dikip saatlerce, şuursuz bir şekilde iki bina arasından bölük börçük görünen denize bakmak ve”… diye farklı farklı yaşam hikayeleri ile devam ediyor. Bu pencerelerin öyküleri yaşamın tüm sırları içinde saklıydı.
Image-1 (1)
Başlangıçta cinleri ve perileri yok etmeye kararlı olan Samimi, zaman geçtikçe onlar tarafından ele geçiriliyor ve onlardan kurtulma olasılığının olmadığının farkına varıyor. Ama şunu belirtmeliyim ki en çok o beş kişinin kurgulamış olduğu cin-perili hikayelerinin, gerçek hikayeleriyle psikolojik olarak örtüşmesini sevdim. Zekice kurgulanmış bu kitabı mutlaka okuyun derim.